Karoglanin J2017-KW- 2-3 Sohbeti

Karoglanin J2017-KW- 2-3 Sohbeti

(Kar©glanin 14 Ocak 2016 Vaazi)

وَكُنتُمْ أَزْوَاجًا ثَلَاثَةً فَأَ صْحَابُ
الْمَيْمَنَةِ مَا أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ وَأَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
مَا أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ وَالسَّابِقُونَ السَّابِقُونَ أُوْلَئِكَ
الْمُقَرَّبُونَ
Ve kuntum ezvâcen selâseten.Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymenet. Ve ashâbul meş’emeti mâ ashâbul meş’emet. Ves sâbikûnes sâbikûn. Ulâikel mukarrabûn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve (o zaman) siz üç sınıfa ayrılmış olursunuz. Sağ taraf ehli nedir bilirmisniz,onlar sagcilardir, İşte ashabı meymeneye Sağdan gelenlere ne mutlu amel defteri (hayat filmleri) sağından verilenler,
Ve sol taraf ehli nedir bilirmisiniz,onlar solculardir, Ve ashabı meşeme ne mutsuz kimseler amel defteri (hayat filmleri) solundan verilenler.
Ve ortadan gidenler varya onlarada orta yolculardir ne sagci nede solcu olanlar.
İşte bunlar(Bu üc Zümre) . Mukarrip (Allah’a yaklaştırılmış) olanlardır.

Sadakallahul Aziym VAKIA Suresi 7.8.9.10.11. ayetler

—oOo—

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

عن حذيفة بن اليمان يقول قال رسول الله صلى الله عليه وسلم

: يكون دعاة على أبواب جهنم . من أجابهم إليها قذفوه فيها ) قلت يا رسول الله صفهم لنا . قال ( هم قوم من جلدتنا يتكلمون بألسنتنا ) قلت فما تأمروني إن أدركني ذلك ؟ قال ( فالزم جماعة المسلمن وإمامهم . فإن لم يكن لهم جماعة ولا إمام فأعتزل تلك الفرق كلها . ولو أن تعض بأصل شجرة حتى يدركك الموت وأنت كذلك )
رواه ابن ماجة صحيح و روي المسلم وابو داود واحمد

Tercümesi:

Huzeyfe (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“(Ahir zamanda) cehennem kapılarına davet eden davetçiler olacak, kim onlara icabet ederse onu cehenneme atarlar.” Dedim ki : “Ya Resulallah onları bize tavsif et.” Buyurdular ki “Onlar öyle kimselerdir ki, (cildleri) bizim cildimizdendir ve bizim dilimizle konuşurlar.” Ben “Ya Resulallah! Ben buna erişirsem bana (o zamanda) ne yapmamı emredersin.”dedim. o da “Müslümanların imamına ve cemaatine yapış. Eğer müslümanların bir cemaatı ve imamı yoksa bütün fırkalardan uzaklaş, (açlıktan) bir ağacın kökünü ısırma derecesine gelsen bile (onların içine girme.) ölüm gelinceye kadar böyle devam et.” Buyurdu.

( Hadis-i Şerif , İbn Mace sahih olarak rivayet etmiştir. Hadisi değişik lafızlarla Müslim, Ebu Davud ve Ahmed de rivayet etmiştir)

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd”
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd”

Yolculugumuza başliyoruz :

Allah Resûlü’nden sonra Mekke’de Kur’ân-ı Kerim’i yüksek sesle okuyan ilk sahabîdir. Rahman sûresi nazil olduğunda Müslümanlar bu sûreyi Kureyşlilere okumak istemişler ve bu görevi hiçbir koruması ve gücü olmayan bu sahabî üstlenmiştir. Görevini başarıyla yerine getiren bu sahabî, şiddetli işkencelere maruz kalmıştır. Bedir Savaşı’nda Ebû Cehil’i öldürmek ona nasip olmuştur. Kur’ân-ı Kerim’i güzel okumasıyla Hz. Peygamber’i gözyaşlarına boğan bu sahabînin adı nedir?
Cevap:
Hz. Abdullah b. Mesud
Bir gün Eshâb-ı kirâm, bir yerde oturup sohbet ediyorlardı. İçlerinden birisi:

  • Resûlullahtan başka, hiç kimse çıkıp da Kur’ân-ı kerîmi müşriklere karşı açıktan okuyamadı. Bunu yapacak kimse yok mu? dedi. İbni Mes’ûd hazretleri hemen atılıp:
  • Ben okurum, dedi.
  • Biz, sana bir zarar vermelerini istemeyiz. Müşriklerin, kabîlesinden korkacakları bir kimse okusun.
  • Bırakın gideyim! Siz dua edin! Allahü teâlâ beni korur!

Ertesi gün, Makâm-ı İbrâhim’e gitti. Müşrikler orada toplanmış hâldeydiler. İbni Mes’ûd hazretleri Besmele-i şerîfe çekip, “Errahmânu allemel Kur’âne…” diyerek
Rahmân sûresini okumaya başladı.

Müşrikler hep birlikte üzerine yürüdüler. Tekme tokat vurmaya başladılar. Yüzü gözü her tarafı yara bere içersinde kaldı. Fakat o, sanki hiç bir şey yapılmıyormuş gibi sâkin sâkin Kur’ân-ı kerîmi okumaya devam etti. Okuması bittikten sonra Eshâb-ı kirâmın yanına vardığında dediler ki:

  • Korktuğumuz başımıza geldi. Bir daha gidip onların yanında okuma!
  • Hayır yine gidip okuyacağım. Müşrikleri ilk defa böyle perişan hâlde gördüm.
    Onların âcizliği beni çok sevindiriyor. Bana yapılan işkencelerden acı duymuyorum.
    O, ertesi günü yine gidip, tekrar okudu. Yine tartakladılar. Hattâ kızgın çöllere yatırıp işkence ettiler. O yine aldırmadan okumalarına devam etti.
    Sonunda müşrikler çâresiz kaldılar.

Barbaros bir söz söyledi diye linc etmeye kalktilar, halbuki dogru söyledi, yani şu Türkiyenin gittigi durumu gören yokmu? meclis denen catinin altinda, türk olmayanlar, meclisinm neredeyse tamami kürtlerden oluşuyor ve türklerin gelecegine karar veriyorlar. görmüyormusunuz ne haldesiniz, hepiniz büyülümüsünüz, yada sizin aklinizimi aldilar, bu kadar dangil ah makmisiniz. lan barabaros gördü anladida, siz haala niye anlamiyorsunuz. ve ayni o dogru sözü söyledi, ve abdullah bin mesud gibi dayagi yedi. ve artik dogruyu söyliyen dayak yer olduysa, bu vatan kaybedilmişdir. mehdinin gelip bunlarin elinden vatani yeniden fethetmesi lazim. yani hani istanbul yeniden fetholacak deniyorya, yani hatta türkiye elden gitcek demek bu yani, Türkiye elden gitmişde, kimsenin haberi yok, ve satilmiş adamlar, vatani ne hale sokdular, ve demokrasiyi birakipda şalvarlilar döneminemi dönmek istiyorsunuz, şalvarli cübbeli, yani osmanli olcaklar şalvar giyerek gari osmanlimi oluverceniz, yani dangilligin daniskasi bu. konuşan tutuklaniyor, kaynaşan tutklaniyor, ne bu rejim, bunun ismi demokrasi degil ,muhakkak demokrasi degil, yillardir özgür bir şekilde gezen tozan türkler, yarin ayni taliban gibi, namazda alnina sac geldi diye, adam asan, kesen ler olursunuz lan dangil. Herkes onlardan oluverdi, namaz kilmayan götü taharetsiz adamlar falan dinci oluverdi, yarin namaz kilmayani asacaz derse bunlar, ne yapcan. yani muhammed namaz kilmiyor diye kimi öldürdü, yahut müslüman olmadi diye kimi öldürdü, kimi sen mecbur islam yada müslüman olcan dedi, yani din özgür irade meselesi, yani dinde zorlama yokken, nasil oluyorda bu adam, hem devleti beylikler dönemi, gibi eyaletlere bölecek, yani eyalet degilde beyliklere bölcek, bu Osmanlidanda aşagisi, yani bu birlik degil, cözülme, ve ayrişma iken, nasiul oluyprda birde, birlik tek devlet, tek bayrak oluyor, sen elli eyalete bölde, ondan sonra birde, tek bayrak de, bu ne iş lan dangil, körmüsünüz büyülü ahmaklar, vatan elinizden aliniyor, siz uyuyun daha. kime bölüvercek bu bu devleti, kim sofraya oturupda yiyecek bu bölünmüş devleti, beylikler dönemine dönmüş olcak olan türkiyeyi haa.

osmanli
beylikler dönemi gibi türkiyeyi eyletlere bölcek, falanca beylik
filanca beylik, amerikanin eyalet sistemi budur, halbuki beylik sistemi
artik gecersizidir. Biz hepimiz bir olmuşken, bu ayrimda nerden cikdi,

cözülme demekdir bu, bölünme demekdir bu.

[Resim: istiaze-ve-Besmele-Kirmizi-Renk.png]

وَاعْتَصِمُواْ بِحَبْلِ اللّهِ جَمِيعًا وَلاَ تَفَرَّقُواْ

Va’tasımû bihablillâhi cemîân ve lâ teferrakû

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve hepiniz, Allah’ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın!

Sadakallahul Aziym ALİ İMRAN Suresi 103. ayetten pasaj

“River” Nehir ile yarışma, Nehir ile birlikte koşamazsın, o seni hep yener, çünkü sen yorulursun, amma o yorulmaz.
(Karoglan sözü 05.09.2016)

yukardaki söze açıklama : muhammed misyonu, ibrahim misyonu, kominizm misyonu, gibi bir misyon akıp gelen bir nehir gibidir, onlarin binlerce askeri vardır, sen yalnız başına onlarla yarışamazsın, onlar hep yener kazanır, çünkü onlar bir grup, o yüzden bir grup, bir tarikat olmak lazımdır, yalnız asker tek atlı araba gibi, grup 10 askerse 10 atlı araba gibidir, o yüzden raşidi tarikatını kuruyorum seven ardımıza takılsın. demişdik ve Bu tarimizi için birde Forum acmişdik ve bu başkanlik sistemi oylamasi öncesi, bizi milleti uyndirir diye, forumumuzun türkiye erişimini kapattilar.
Tarikatin Özelliği : Mevsim Tarikati yani günlerin, aylarin, gecelerin, gündüzlerin, nurun, ve ziyanin, ve mevsimlerin devaren ettirilmesini talim eden, bir yol ve tarik ve usul. demişdik

Ebu Hureyre (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“İki kişi bir kişiden hayırlıdır. Üç kişi iki kişiden hayırlıdır. Dört kişi üç kişiden hayırlıdır. Cemaat olmanız gerekir. Muhakkak ki, Allahın (yardım) eli cemaatle beraberdir. Allah azze ve celle ümmetimi ancak hidayet üzere cem eder, toplar. Bilin ki, cemaatten uzak duran her kişi ateşe düşer.

Kenzül Ummal.c.1. Hn.1025

Muaz (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

“Muhakkak ki şeytan insanın kurdudur, tıpkı tek kalan, sürüden uzaklaşan, kenarda olan koyunu alıp giden davar kurdu gibi. Sakın bölünmeyin. Cemaatin, umumun, mescidin yanında olun.”

Kenzül Ummal.c.1. Hn.1026 ve 1027

Bir sahabeden peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Ey insanlar! Cemaatin yanında olun! Sakın bölünmeyin!

Kenzül Ummal.c.1. Hn. 1028

İbn Ömer (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Ümmetim dalalet üzerine asla toplanmaz. Öyleyse cemaatin yanında olun. Muhakkak ki, Allah’ın (yardım) eli cemaatle beraberdir.

Kenzül Ummal.c.1. Hn. 1029

İbn Ömer (ra)den peygamberimizin şöyle dediği rivayet edilmiştir:
Kim cemaatten ayrı bir halde iken ölürse, cahiliye ölümü ile ölür.

Ahmed.c.2.s.70 Kenzül Ummal.c.1. Hn.14862

Sağdan gelenler kurali

vakia suresindeki yeman sağ ne taraf? ben senin karşinda duruyon, ve sağa gec dedim, sağ ne taraf, benim sağimmi? senin sağinmi? bir adamda bizim yönümüze dikey duruyor o zaman onu sağimi, yoksa ordan bir köpek kosuyor, onun yönüne göre sağ, onun sağimi? sağ neresi
ve Allah Vakia suresinde Buyuruyor “O gün insanlar 3 gruba bölünür, ve sagcilar yemaniler, solcular şimalciler, ve sonrada sabigunlar ortadan giden, ne şiş yansin ne kebab diyenler.” ve sonrda diyorki rabbimiz bunlarin hepsi Allaha mukarrebdir, demiyorki sadece sagcilar Allaha mukarrebdir yakindir “ülaike” diyor yani bunlarin ücüde rabbine yakin olanlardir diyor. cünkü gündüzü yaratan allah ise, geceyide yaratan o ,sagi yaratan, sag elini yaratan Allah da, sag üstünde, sol elini kim yaratti peki, yani sol alcakm kelleşmi o zaman, hayir sol eiln olmasa sümküremezsin, taharet edemezsin, saginla hem taharet edip, hemde birde yemekmi yiyecen o azman, yani Allah indinde, gecede gündüzde müsavidir,yaz mevsimide kiş mevsiomde eşit hakka sahip htta iki arada bvir defde klanlar için biraz sicak sonbahar biraz soguk ilkbhar veya tma tersi şekilde arda olnlaerda yer vermiş sen diyebilirmisin hep bahar olsun, yada hep yaz olsun, sagda solda mukarrebdir buyururken, sen kimsin köpeeeek de sag üstün mü min üstün sayipda digerlerini gavur ilan ediyon dangil köpeeeeeek. yemin olsun bu gidişatinzi iyi degil, başiniza bir gelcek var herhalde, bir bela var galibe, uyanirda bu ahmaki silkinir atarsaniz kurtulursunuz, yoksa vay halinize, sözü olan adam diyecgini demişde gitmiş, daha ne, anlayan anlar artik, al oku anlayabiliyorsanda sen anla, ve yapman gerekeni yap artik Ey Türk!
————–oooOOOooo—————————

Ey Türk Gençliği!

Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir.

Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.

Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!

Mustafa Kemal Atatürk
20 Ekim 1927

————–oooOOOooo—————————

ALINTI
Tefrikanın Boyutları: Tefrika, yani dini bozma, onda ayrılığa düşme, fırka fırka olup dağılma hastalığı yalnızca müşriklere ait bir yanlış değildir. Aynı hataya müslümanların da düşmesi mümkündür. Eğer onlar da Din’i dimdik ayakta tutmazlarsa; Din’i, Allah’ın gönderdiği ve Peygamberin öğrettiği gibi yaşamazlarsa, hatta Din’i kendi akıl ve pozisyonlarına uydurmaya kalkarlarsa aynı sonuç meydana gelir. “O: ‘Din’i dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa (tefrikaya) düşmeyin’ diye dinden Nuh’a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa’ya ve İsa’ya da vasiyet ettiğimizi sizin için bir şeriat kıldı…” (42/Şûrâ, 13)

Günlük hayatta ve Din’i anlamada farklı görüşlerin, farklı yorumların olması normaldir. Hatta farklı görüşlerin olması bir faydadır, bir kolaylıktır. Burada dikkat edilmesi gereken, Din’i kendi hevâsına göre anlama, sonra da kendi anladığını din haline getirme yanlışlığıdır. Din’in özünü zedeleyecek yanlış yorumlar ve bunların inanç haline getirilmesi bir anlamda ‘bağy’ dir ve tefrikaya yol açar. Müslümanlar arasındaki vahdetin en büyük düşmanı, yanlış din anlayışı, ülke, bölge, etnik grup, siyasi rejimler, mezhep ve tarikat taassubudur. Halbuki bütün bunlar tefrikaya sebep olmaz, aksine müslüman toplumların entegre olmasına yardımcı olurlar.

Müslümanlar farklı mezheplere, meşreplere, düşüncelere, ülkelere, ilkelere sahip olabilirler, farklı coğrafyalarda yaşayabilirler, farklı gruplar içerisinde bulunabilirler. Bunlar normal şeylerdir. Ancak herkes kendi anladığını, kendi meşrebini, kendi mezhebini, kendi tarikat veya partisini din haline getirirse; işte bu Din’de tefrikadır. Yukarıda geçtiği gibi müşriklerin yaptığı da buydu. Unutulmamalıdır ki, Din Allah’ındır ve Kur’an’da anlatılmıştır, Hz. Muhammed (s.a.s.) de bize tebliğ etmiş, hayatıyla ve ahlâkıyla dinden ne anlaşılması gerektiğini göstermiştir. Âlimlerin, mezheplerin, grupların Din’den anladıkları, yalnızca bir yorum veya Din’i daha iyi yaşama noktasında bir çaba gibi görülmelidir. Onların anladıkları hiç bir zaman Din’in kendisi değildir. Bir gruba, bir mezhebe, bir meşrebe bağlı olmak mümkündür ve bazen ihtiyaçtır. Ancak, sadece kendi meşrebini, kendi grubunu hak, diğerlerini bâtıl görme anlayışı ‘tefrika’ mantığıdır. Mezhepli olmak ihtiyaç, mezhepçi olmak yanlıştır. Bir meşrepten olmak doğal, ama meşrepçi olmak doğru değildir. Bir gurupla faydalı çalışma yapmak üzere bir araya gelmek, bu amaçla bir cemaate mensup olmak iyi, ama grupçu olmak sakattır. Bütün bu yanlışlar tefrika sebebidir. (17)

Dinde tefrika çıkarmamanın yolunu Kur’an şöyle gösteriyor: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasûlüne döndürün. Şayet Allah’a ve Ahiret gününe iman ediyorsanız…” (4/Nisâ, 59)

“Tefrika girmeden bir millete, düşman giremez.

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez!”

ALINTI SONU


وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ وَلاَ تَنَازَعُواْ فَتَفْشَلُواْ وَتَذْهَبَ رِيحُكُمْ وَاصْبِرُواْ إِنَّ اللّهَ مَعَ الصَّابِرِينَ

Ve etîullâhe ve resûlehu ve lâ tenâzeû fe tefşelû ve tezhebe rîhukum vasbirû, innallâhe meas sâbirîn.

Meali :

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Allah’a ve O’nun Resûl’üne itaat edin, niza etmeyin (anlaşmazlığa düşmeyin), yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz (elinizden) gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir.

Sadakallahul Aziym ENFAL Suresi 46. ayet

Kişisel haklarim arasinda, demokrasi oldugunu savunduklari türkiyede benim
secme secilme hakkim ve lüksüm varsa, o zaman, ben onu secmiyorsam, demekki bir sebebi var, ve o sebebleri kendi mecramda ve benim gibi secmiyenler ile konuşabilir tartişabilirim, ve benim bir kişisel sayfam varsa, o sayfada, bana ait bir kişisel sayfadir, benim kişisel haklarimi, bu sayfamdada kullanma özgürlügüm var demekdir. ve ineternette kimseyi okumaya, veya bir yaptirima mecbur etmiyen bir sistem ile, onun secmeni olanlara veya onu secmiyen, benim tercih ettigim tarafin secmenleriyle, ben kişisel sayfamda eleştirebilirim, konuşabilir, yazabilirim, cizebilirim ve yanliş oldugunu iddia etigim taraflarida, ilan ederim, ve bunlar benim özgülük hakkim ve kişisel hakkimdir. Her Kim bu haklarimi elimden aliyorsa, ben onlardan, bu dünyadada, öbür dünyadada davaciyim. Yakasina yapişacagim,ve benim özgür iradem ile tercih hakkim varsa, nasil allahin huzuruna durulan namazi bile, kilma veya kilmama hakkim var ise, yine allaha inananlar ve inanmiyanlar oldugu gibi, Allah bile inanmamayida insanlara bir hak hukuk, ve özgür irade olarak vermişken, herkim benim özgür irademe müdahele ediyorsa, o zaman bende onun, o demokrosi ile secilme hakkindan davaciyim ,benim kişisel sayfam kapatilarak erişime yasaklanarak, hakkim elimden aliniyorsa, ve o nasil demokrosi ile secildim diyorsa, o zaman onun secilme hakki ile, başkan olma hakki oldugu gibi, benim de onu secme secmeme hakkim var, ben bu hak ile onu başkanlikdan men ederim. o benim hakkimi kasbediyorsa, benim bu hakkimi ayni kanun ile feshediyorsa, ayni hukuk ile o zaman, onunda başkanligi fesholmuş demekdir, bir yasa birisine arti birisine eksi oluşturmaz, yasa her iki tarafa nötr olarak müdahele eder, tarafsiz olarak müdahele eder. zaten laiklikde budur, yine islamda bu dur islamda zorlama yokdur, eeee islama girdimi namaz var. kim diyor sana namazi illa zorla kilacaksin diye, bak müslümanin diyen binlercesi namaz kilmayabiliyor, bu bir özgür irade ve hakdir, vaktin olur müsait olursun kilarsin, amma kilmama ve kilamayabilme gibi bir durumda var demekki, degilmi? öyle olunca Allahin bana islamla verdiği ve atatürkün de, laiklik diye bunu insanlara lansettigi bir hukuk ve hakki, kimsenin alma hakki yokdur . eger alip gaspediyorsa, zalimin taa kendisidir, iki cihandada, rabbim benim yerime yakasina yapişip hakkimi alsin, o ndan ve o nlardan, o zebanilerde yakasina yapişip, benim hakkimi alsin inşallah .


“ilmi Çin de olsa da, arayin” hikmeti bütün ilim şimdi çin de, onu çin yapiyor, bunu çin yapiyor yani “çin de de yapiliyor olsa. gidin alin, zamana uyun” gibi bir mana var bunda.


Sekinenin icinde bütün peygamberlerin resimleri vardi, o resimleri, zülkarenyn, orjinal Hz Adem in sandigindan aldida ipeklere yaptiridi deniyor. halbki ipek fabrikasindaloi dokuma makinesine ver bir musteri yani modeli, şimdiki teknoloji ile yapsin dokusun sana ipekden o resimi, yani demekki zülkarneyn, zamanda yolculuk edip, zamanimizdan da belki ileriye gidip, onlari ipeklere çin deki bir fabrikda, ipek fabrikasinda dokuttu demek ki. amma şimdi nerede o mühim? Demekki ipeklere dokuttu cünkü güve yemesin diye.


Herşeye altindan bakipda gören, sik akilli göt akilli diyenler var, yani bunuda şöyle izah edilim, bilgisayarin önüne oturunca, bu bilgisayari sen ekranindan kumanda edip, ekraninda sen yaziyon, ciziyon, seyrediyon, konuşuyon, tamam anladik, amma sende beni anla, bu bilgisayar sen gibi kullancilari için ekranindan kullanilir, amma onu yapan adam, onun ekraninda yapmiyor işlemleri, işlemler halbuki, computer denen aygitta yapiliyor, onunda icindeeki chip setinde, onunda, calişmasi için, yine elektrige pirizi takinca calişiyor ve iknternette, internet hizmeti veren bir şirketin hattina baglaninca veriyor internet hizmetini, öyle olunca dünya zeker ve rahimin takilip sökülmesi ile deveran ediyor demek olur, neden 114 surenin 113 ünün başinda rahman rahim olan besmele var, yani bütün sistem “rahman ve rahim – erkek dişi – am (Zeker)” ile calişiyor demek olur. Ben bunu deyince anlamayacak olan ahmaga, huni getirin, acip için dökelimde anlasin ahmak, yada damardan serum gibi verelimde anlasin, ama ahmak olan anlamiyorki, ne desek anlamiyor, bize göt akilli sik akilli der gecer işde.

–oOo—

أَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ

”Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ”

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

–OoO–

Author: Raşit Tunca