AFRİKA HAKKINDA COĞRAFi BiLGiLER

AFRİKA

Afrika alışılmamış bir lokasyona sahiptir. Toprakları bir lades kemiği gibi ekvatorun iki yanında, hem kuzeye hem de güneye doğru uzanır; bu lokasyon Afrika’nın bitki örtüsünü, topraklarını, tarımsal potansiyelini ve nüfusunun dağılışını etkiler. Afrika aynı zamanda çok büyük bir kıtadır; dünya karalarının toplam yüzölçümünün yaklaşık 1/5’ini kaplar. Topraklarının kuzeyde Tunus kıyısından güneyde Güney Afrika kıyısına olan mesafesi 7.700 km, en batıda Senegal kıyısından en doğuda Somali’nin “Boynuzu”nun en uç noktasına kadar olan mesafesi ise 7.200 km’dir. Bu büyüklük de kıtanın fiziki ve beşerî coğrafyası üzerinde etkili olmaktadır. Afrika’nın büyük kısmı nem sağlayacak denizlerden uzaktır. Nüfusun büyük çoğunluğu dış dünyayla bağlantı kurmalarını sağlayacak yolların uzağında yaşar. Afrika’nın büyük kısmı nem kaynağı olan denizlerden uzaktır; Afrikalıların çoğu dünyanın geri kalan kısmına uzanan yolların uzağında yaşar.

11.1. Çevresel Temeller

Afrika’nın yalnızca göreceli lokasyonu alışılmamış değildir, fiziki coğrafyası da eşsizdir. Örneğin, dünyanın büyük (ve çizgisel uzanışa sahip olan) dağ sıralarını ele alalım. Her büyük kara kütlesi /kıta an azından bir tane dağlık omurgaya sahiptir: Güney Amerika’nın Andları, Kuzey Amerika’nın Kayalık Dağları, Avrupa’nın Alpleri ve Asya’nın Himalayaları. Oysa Afrika bu tür yüksek dağ sıralarının bulunmadığı bir kıtadır.

Afrika tüm kıtaların en kütlesel ve topografik olarak en düz olanıdır. Kıtada kıvrım hareketleri seyrektir, fakat bu yerkabuğu hareketlerinin hiç olmadığı anlamına gelmez. Kıtada daha çok dikey hareketlerin sonucunda karasal bloklar çarpılmış, bu çarpılmalardan da meydana gelen kırıklar ve çatlakların gelişmesiyle Afrika’nın büyük havzaları oluşmuştur. Bu durum, özellikle dünyanın en büyük kırık sisteminin bulunduğu Doğu Afrika’da dikkat çekicidir. Bu kırık çizgisi, Zambezi’den Suriye’ye kadar uzanır ve Afrika’nın yapısının esas çizgisini meydana getirir. Çöküntü hendeği (graben) ise büyük göller tarafından işgal edilmiştir. Bu kırıklardan birisi olan Kızıldeniz, Hint Okyanusu’nun suları tarafından istila edilmiştir. Afrika’nın doğusunda, karalar üzerinde meydana gelen çok kuvvetli olayların doğurduğu bu Büyük Graben Sistemi’ni (Rift Valley) şaşılacak kadar uzun bir mesafede izlemek mümkündür; güneydeki Beira’dan Kızıldeniz’in kuzeyine kadar olan mesafe 4.750-5.000 km kadardır.

11.1.1. Yeryüzü Şekilleri

Afrika’nın yüzey şekillerine büyük platolar hâkimdir. Bu platoların yüksekliği birçok yerde deniz seviyesinden birkaç bin metrenin üzerindedir; örneğin, Lesotho Platosu 3.500 m yükseklikte bulunur. Afrika platosu çok geniştir ve birçok bölgede hemen hemen deniz kıyısında birdenbire sona erer. Dolayısıyla kıyı ovaları nispeten dardır. Afrika’da alçak sahalar kıtanın kenarlarında yer alır. Bu büyük kıtanın en yüksek bölümleri merkezi kısımdadır.

Afrika’nın plato karakterinde olmayan bölümleri iki kıvrım dağ kuşağı (kuzeyde Atlas ve güneyde Cape Sıradağları), kıtanın yüzeyinde meydana gelen birikintiler ve Afrika’nın en yüksek noktalarını oluşturan büyük volkan konileridir. Atlas Dağları Afrika’nın kuzeybatısında, yaklaşık olarak birbirine paralel, batı-güneybatı, doğu-kuzeydoğu yönünde uzanan sıradağlar dizisidir. Atlas Okyanusu, Akdeniz kıyıları ve Büyük Sahra arasında yer alırlar ve Fas’ın büyük kısmını, Cezayir ve Tunus’un da kuzey bölgelerini kapsarlar. Atlas Dağları, geniş platolara yer vererek Atlas Okyanusu kıyısında İfni bölgesinden, Tunus’ta Bone Nurnu’na kadar 2.400 km boyunca uzanırlar. Dağlara verilen “Atlas” adı, yerliler tarafından kullanılmamaktadır. Onlar, sözcük anlamı Berberi dilinde “Dağlar” anlamına gelen “Adrar” adını vermişlerdir. Avrupalılar ise eski Yunan tanrılarından “Atlas”ın burada oturduğunu farzederek bu adı kullanmaktadırlar. Atlaslar, jeolojik bakımdan, Avrupa’nın ve Asya’nın en büyük dağ kütlelerini meydana getiren Alp-Himalaya kıvrımlarına dâhildirler. Sicilya aracılığı ile İtalya’da Apeninler’e, kuzeybatıda Rif Sıradağları ile de İber Yarımadası engebelerine bağlanırlar. Atlas Dağları genel olarak “Doğu” ve Batı” olarak iki kısma ayrılır; bunlar da aralarında birtakım kısımlara bölünürler. Doğu kısmı iki bölümde incelenir:

Büyük Atlaslar (Sahra Atlasları) ve
Küçük Atlaslar (Tel Atlasları).

Batı kısmı ise güneyden kuzeye doğru üç bölüme ayrılır:

Yüksek Atlaslar,
Orta Atlaslar,
Rif Dağları.

Büyük Sahra’da Ahaggar ve Tibesti Dağları bölgenin en yüksek zirvelerini oluştururlar. Doğuda, Kızıldeniz çöküntü hendeği ile Etiyopya Platosu’nun bulunduğu kesimin en yüksek zirveleri ise Daşan ve Etiyopya Dağları’dır. Bu iki dağlık bölge arasında kalan Doğu Afrika Çöküntü Hendeği’nde birtakım göller (Viktorya, Tanganika, Nyassa gibi) yer alır. Göllerin batısında da büyük bir çanaklaşma alanı olan Kongo Havzası bulunur. Güney Afrika’da ise Drakensberg Dağları ile en güneyde Karroo Dağları bulunmaktadır. Afrika’nın birçok bölgesinde karakteristik görünüm, aşınım yüzeyleri ile diğer şekillerin arasında belirgin bir kesintinin varlığıdır. Bunlardan en iyi bilinenlerden bir tanesi, Güney Afrika Platosu’nu sınırlayan Great Escarpment (Büyük Diklik)’tir.

Afrika’da volkan konilerinin büyük kısmı kıtanın doğu yarısında ya da yakınında yer alır ve mevcut kırıklarla (Rift Vadisi’nin doğu yönündeki kolu ile) ilişkilidir. Bunlar arasında Afrika’nın en yüksek zirvesi olan Klimanjaro (5.894 m), Kenya Dağı (5.199 m), Elgon Dağı (4.322 m), Meru Dağı (4.566 m) sayılabilir. Batı Afrika’da volkanik faaliyetler Jos, Air, Kamerun, Bawenda platoları ile Santo Antonio, Sao Thome Principe ve Annobon adalarıyla ilgilidir. Ayrıca Dakar çevresindeki geniş lav örtülerini, Sahra’nın daha kuzeyindeki Ahaggar ve Tibesti platoları ile Nijerya’nın çeşitli kesimlerindeki volkanik şekillerin görüldüğü alanları da eklemek gerekir. Güney Afrika da volkanizma faaliyetlerine sahne olmuştur, fakat bu faaliyetler sonucunda volkanik koniler meydana gelmemiştir. Kıtanın bu bölgesinde, örneğin Transvaal’de büyük ölçüde yüzeye çıkan lavlar temel kayaçları örtmüştür; bazı yerlerde bu lav örtüsünün kalınlığı 10 km kadardır.

Afrika’da çöller de geniş alanlar kaplar. Kuşkusuz bunların en büyüğü ve en önemlisi Sahra Çölü’dür. Atlantik kıyılarından Kızıldeniz’e kadar 4.800 km uzunluğa ve 1.900 km’lik maksimum genişliğe sahip olan Sahra Çölü, kıtanın ¼’üne yakınını kaplar. Sahra’da hem çöl hem de yarı-kurak topoğrafyalara ait yer şekillerini görmek mümkündür. Çöldeki yer şekilleri aşındırıcı sürece ve bölgedeki kayaçların cinsine bağlı olarak birbirinden farklı olabilmektedir. Örneğin, Libya’nın Tripolitanya bölgesi ile Fizan arasında yer alan Hammada, “el-Hamza” ya da “Kırmızı Çöl” adı ile yaklaşık 320 km uzunluğunda bir taş çölüdür. Sahra’da devamlılık gösteren akarsu yatağı yoktur, fakat çok sayıdaki vadi düzensiz yağışların aşındırıcı faaliyetini gösteren unsurlardır. Bunlardan Libya’daki Zemzem Vadisi 160 km uzunluktadır ve oldukça düz bir güzergâh çizer. Çeşitli yönlerden gelen kolları aldıktan ve çöl ve step alanlarını geçtikten sonra Sirte Körfezi’nde son bulur.

11.1.2. İklim Koşulları

Afrika’da iklim koşullarının belirlenmesinde matematik konumunun ve yer şekillerinin büyük etkisi vardır. Kıtadaki iç havzaların etrafını sınırlayan yüksek dağlar ve platolar, okyanusların etkilerinin iç kesimlere ulaşmalarına engel olur. Afrika, topraklarının 2/3’ünden fazlası Oğlak ve Yengeç Dönenceleri arasında bulunduğu için, tam anlamıyla bir tropikal iklim kıtasıdır. Afrika’nın toplam alanının % 60’ı kurak alanlar ve çöllerle kaplıdır ve dünyadaki en sıcak kıtadır; en yüksek sıcaklık Libya’da 1922 yılında 58°C olarak kaydedilmiştir. Temmuz ve Ocak ayları hava sıcaklıkları ortalaması deniz seviyesine indirilirse görülür ki, her iki ayda da sıcaklık, hiçbir bölgede 100C’nin altına düşmez. Bununla birlikte, Afrika’nın büyük kısmı yüksek platolardan meydana geldiği için deniz seviyesi sıcaklıkları fazla önem taşımaz. Doğu Afrika’daki Ekvator’a yakın zirveler, kar ve buzullarla kaplı olacak kadar yüksektir. Ocak ayında Atlas Dağları’nda ve Temmuz ayında Güney Afrika’da ortalama aylık sıcaklıklar 50C’nin altındadır. Fakat sıcaklıklar genellikle yüksektir. Ocak ayında yalnızca Yengeç Dönencesi’nin kuzeyindeki bölgede sıcaklık 150C’nin altındadır. Bunun güneyinde, Afrika’nın büyük kısmında ortalama sıcaklık 20-250C arasındadır. Temmuz ayında 120C kuzey enleminin kuzeyindeki hemen hemen her yerinde ortalama sıcaklık 250C üzerindedir; geniş alanlarda ise 300C’yi geçer.

Afrika’nın hiçbir bölgesi mevsimler arasında muntazam yağış almaz. Her bölgenin yağışlı ve çok yağışlı ya da kurak ve çok kurak olduğu mevsimler vardır. Bu nedenle ortalama yağış değerlerinden çok, yağışın mevsimlere göre dağılışı çok daha önemlidir. Yıllık yağış, Batı Afrika kıyılarında, Madagaskar’ın doğu kıyılarında ve Güney Afrika’nın bazı dağlık kesimlerinde 2.500 mm ile Sahra’nın bazı bölümleri ile Güneybatı Afrika kıyılarında 0 mm arasında değişir. Afrika kıtasında en yüksek yağış alan bölge, doğal olarak ekvator ve çevresidir. Yaklaşık 15 derece kuzey enlemi ile 15 derece güney enlemleri arasındaki saha, Güneydoğu Afrika ve Atlas ülkeleri en fazla yağış alan yerlerdir. Burada yıllık yağış tutarı 1.500-2.000 mm’dir. Bölge içinde yağış en fazla olduğu ve 2.000 mm’yi aştığı, hatta 2.500 mm’ye ulaştığı kesimler Yukarı Gine ile Aşağı Nijer, Kamerun ve Gabon’dur. Ekvator’dan uzaklaştıkça yağışın azaldığı ve 500-1.000 mm’ye vardığı görülür. Kıtada 250 mm’den az, hatta yıllarca yağış almayan yerler, Büyük Sahra ile Sudan’ın kuzeyi ve Güneybatı Afrika’dır.

11.1.3. Bitki Örtüsü

Afrika’nın bitki türleri, ağaçlarla çeşitli otların değişik oranlarda birbirlerine karıştığı ormanlardan başlamak üzere, az yağışlı yerlerdeki otlar ve çalılıklara ve en sonunda da çöllere doğru çok değişik biçimler gösterir. Ana bitki gruplarının çoğu, ekvatordan her iki dönenceye kadar geçiş bölgeleri hâlinde uzanırlar. Afrika kıtası genel olarak dört bitki kuşağına ayrılmaktadır:

Nemli Tropikal Ormanlar: Başlıca özelliklerinden biri, yoğun yağış ve yüksek sıcaklıklara bağlı olarak gür bir bitki topluluğunun bulunmasıdır. Bu bölgelerin her yanı bitkiler tarafından çeşitli katlar meydan getirmek suretiyle doldurulmuştur. Ağaçlar yüksektir; boyları 35-45 m’leri bulabilir. Orman altı çok yoğundur; bu özellik ışığın, sıcaklığın ve nemin fazla olması ve toprağın çok derin bulunmasından ileri gelir. Tropikal ormanların ikinci özelliği, çok çeşitli türlerin bulunmasıdır; ağaç türleri karmaşık dağılmıştır. Bu zenginliğin nedenleri, çok uzun ve kesintisiz bir gelişme ile tropikal iklim koşullarıdır. Afrika’nın tropikal ormanlarından bazı kesimlerde kereste elde edilmekte, bazı kesimlerde de tarım faaliyetleri için ormanlar tahrip edilmektedir. Ormanların tahrip edildiği yerlerde çalılıklar, daha kısa ağaçlar ve tırmanıcı bitkiler yeniden yetişmektedir.
Savanlar: Kurak mevsimin uzun sürdüğü tropikal bölgelere ait otsu bitkiler topluluğudur. Yüksek boylu otlardan, çalı ve küçük ağaççıklardan meydana gelir. Yer yer (Baobab gibi) kuraklığa uyun sağlamış ağaçlara da rastlanır. Savanlar genellikle ekvatoral ormanlar ile kurak ve sıcak stepler arasında yer alırlar. Bu bölgelerde uzun boylu otların yetişmesi, yüksek sıcaklık ve bol nem sayesindedir. Yağışlarla hızla büyüyen otlar, kurak mevsimler birlikte hızla kururlar. Savanların büyük kısmı her yıl yanar, yalnızca yanmaya dayanıklı bazı ağaç türleri kendini kurtarır. Gerçek ormanların (yangınlar ve benzeri nedenlerle) gerilediği yerlerde, orman-savan türü ortaya çıkar. Benzer tipte bitki örtüsü Kenya ve Tanzanya’da görülür. Afrika’daki bitki örtüsü içinde en yaygın tip, ağaçlık-savanlardır. Bu tip çoğunlukla yapraklarını döken ağaçlarla otların egemen olduğu bitki örtüsünden meydana gelmiştir. Bunlar, kıtanın ılıman, yağış alan ve zaman zaman kurak devreleri de bulunan kesimlerinin karakteristik bitki örtüsüdür. Bu tip bitki örtüsü, toprak şartlarından çok kurak mevsimlerin uzunluğuna bağlı olarak, “kurak ağaçlık savan” ve “nemli ağaçlık savan” olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Savanların çöl-altı bölgelerine birleştiği ve birçok ot türünün yetişebilmesine olanak sağlamayacak kadar kurak yerlerde, çalılar ve otların bazı ağaçlarla (özellikle akasya ile) karışması sonunda “otlu step” bitki örtüsü görülür. Bu tip bitki örtüsü kuşağı 150 kuzey enlemine kadar ulaşır ve Cezayir’de, Doğu Afrika Platosu’nda, Bostwana’da, Güneybatı Afrika’da ve Madagaskar’ın yüksek kesimlerinde yer alır.
Çöl-altı stepleri ve çöller: Daha kurak bölgelere doğru gidildikçe, bitki örtüsü çöl-altı stepleri şeklini alır. Buralarda büyük alanları kaplayan ve bütün yıl boyunca yaşayan çalılar tek bitki örtüsüdür. Bununla birlikte yağmurlardan sonra bir yıllık bitkiler yetişir; aralarında otlar ve çiçek açan bitkiler de vardır. Bu tip, Kuzey Etiyopya, Somali, Kuzey Kenya ve Güney Afrika’da görülür. Çöllere gelince, onları step ve savanlardan ayıran başlıca özelliklerden birisi, bitkilerin çok seyrek şekilde yetişmesidir. Çöllerin ve çölümsü steplerin bitkileri, başlıca iki tipe ayrılabilir: birinci tip, soğanlı, yumrulu bitkilerden ya da bir yıllık otlardan meydana gelir. Bunların hayat devreleri kısa olup, yağışlı mevsime bağlıdır. İlk yağmurlarla meydana çıkar, sonra kurur ve çok uzun olan kurak devreyi toprağın altında, soğanları, yumruları ya da tohumlarındaki yedek besinleriyle geçinirler. İkinci tip bitkiler uzun ömürlüdür. Asıl çöl bitkileri bunlardır ve tam anlamıyla kurakçıldırlar. Bitkilerin yer altı suyuna erişebileceği depresyonlarda ve vadilerde ise bitki örtüsü birdenbire zenginleşir. Suyun bulunduğu bu gibi yerlerde çöl karakteri adeta kaybolur ve yerini vaha alır. Sıcak ve buharlaşmanın çok şiddetli olduğu vahaların karakteristik ağacı hurmadır.
Ilıman ormanlar: Ilıman ve Akdeniz tipi bitki örtüleri, kıtanın kuzey ve güney uçlarında büyük çeşitlilik gösteren tiplerini barındırırlar. Gerçek yapraklarını dökmeyen ormanlar, güneydeki Cape ve Natal bölgelerinde görülürler. Geri kalan türleri, kış yağmurları bölgesindedir. Kıtanın kuzeyindeki (Fas ve Cezayir’de olduğu gibi) makiler, Cape’de “makkia” ya da “finbos” adını alırlar.

11.1.4. Hidrografya

Afrika’da akarsuların yalnızca % 48’i ekzoreik, yani denize akışı olan akarsulardır; bu akarsular geniş bölgelerin sularını toplarlar, doğrudan okyanusa ulaşırlar ve havzalarının büyük bir kısmının yüksekliği 300-1.000 m arasında değişir. Diğerlerinin % 40 kadarı areik (dışarıya akışı olmayan) ve % 12’si de endoreik (denize kesintili olarak akışı olan) akarsulardır. Kıtadaki Areik bölgelerin başlıca örnekleri çöllerdir. Buralarda yağışlar herhangi bir drenaj sisteminin oluşmasına müsait değildir; günümüzde kuru vadiler hâlinde bulunan karışık bir sistem mevcuttur. Geniş endoreik bölgeler ise Çad Gölü havzası, Botswana’nın tuzlu Makarikari Çanağı ve Doğu Rift Grabeni’dir.

Afrika’nın deniz akışı olan akarsuları aynı zamanda kıtanın en büyük akarsularıdır. Başlıca örneklerini Nil, Kongo, Nijer, Zambezi ve Oranj nehirleri oluşturur. Nil Nehri Afrika’nın doğusunda güney-kuzey doğrultusunda akar; Afrika’nın (ve dünyanın) en uzun (6.695 m) akarsuyudur. Havzası Afrika kıtasının 1/10’unu kaplayan Nil’in üç ana kolu vardır: Beyaz Nil Nehri, Mavi Nil Nehri ve Atbera Nehri. Nil Nehri Burundi’deki Doğu Afrika Göller Bölgesi’nden Kagera Nehri olarak doğar; kuzeye doğru akar, Mısır’da Kahire yakınlarında Nil Deltası’nı oluşturur ve Akdeniz’e dökülür. (12. haftadaki derste ayrıntılı olarak üzerinde durulacağı gibi) Nil nehrinden tarih boyunca sulamada, taşımacılıkta ve daha yakın zamanlarda da elektrik üretiminde yararlanılmıştır. Kongo Nehri (bir dönem Zaire Nehri olarak da anılmıştır) Orta Batı Afrika’nın en uzun (4.667 km) nehri, Afrika’nın Nil’den sonraikinci en uzun nehridir. Kongo Nehri birçok açıdan önemlidir: kollarıyla birlikte Amazon’dan sonra dünyanın en geniş yağmur ormanlarını besler; dünyanın en uzun beşinci nehridir; ekvator çizgisini iki kez kesmektedir; Afrika kıtasındaki debisi en yüksek nehirdir; Kongo Cumhuriyeti ile Demokratik Kongo Cumhuriyeti arasındaki sınırı oluşturur ve Angola sınırında Atlas Okyanusu’na dökülür. Nijer Nehri, 4.184 km’lik uzunluğuyla Batı Afrika’daki en büyük nehirdir. Gine, Mali ve Nijer’den geçer; Benin-Nijerya sınırının bir kısmını oluşturur; Nijerya topraklarına sokularak deltasını oluşturur ve Atlas Okyanusu’na (tam olarak Gine Körfezi’ne) sularını boşaltır. Zambezi Nehri (2.574 km) Afrika’nın dördüncü büyük nehridir. Nehir Orta Afrika Platosu’ndan doğar, çeşitli büyüklükte ve bir düzineden fazla kolla beslendiği yukarı çığırında yaklaşık 300 m alçalır, yüksekliğinin 880 m’ye indiği Kazungula’da (Zambiya) genişliği 1.380 m’yi bulur. Zambezi daha sonra bu dev su kütlesiyle Viktorya Şelalesi’nden aşağı dökülür. Yatağı boyunca “S”biçimli bir vadi izleyerek Hint Okyanusu’na dökülür. Oranj Nehri (2.200 km) ise Güney Afrika’nın en uzun nehridir. Lesotho’da Drakensberg Dağları’ndan doğar, batıya doğru akar ve Atlas Okyanusu’na dökülür. Oranj Nehri Güney Afrika-Namibya ve Güney Afrika-Lesotho arasındaki uluslararası sınırların birer parçasını oluşturur. Hiçbir büyük şehrin içinde ya da kenarından geçmez, fakat Güney Afrika ekonomisinde (sulamada ve elektrik üretiminde) önemli bir yeri vardır.

Afrika’nın gölleri (tektoniğin etkisi görülen) başlıca iki tip altında toplanır: bunlardan ilki yüzeyin tektonik hareketlerle hafifçe çarpılmasından oluşan, ikincisi de grabenler içinde oluşan göllerdir. Göllerin şekilleri genellikle hangi tipe girdiklerini göstermektedir. Doğu Afrika çöküntüsü içindeki göller (Tanganika, Malawi, Rudolf gibi) çoğunlukla uzun ve nispeten dar göllerdir. Aynı zamanda bu göllerin büyük bir kısmı dışarıya akışlıdır: Edward ve Albert Nil Nehri yoluyla, Tanganika, Tanzanya ve Malawi de Shire Nehri yoluyla sularını boşaltır. Diğerleri (Rukwa, Rudolf ve Çad gölleri) içe akışlı bölgelerin merkezinde yer alırlar.

Viktorya Gölü, Afrika’nın doğusunda (Tanzanya, Uganda ve küçük bir kısmı da Kenya topraklarında) bulunur. Afrika’nın en büyük (68.800 km²) gölü, dünyanın en büyük ikinci tatlı su gölüdür. Nil Nehri’nin başlıca su kaynağını oluşturur. Su toplama alanı 238.900 km² olan göl, Batı ve Doğu Rift vadileri arasında uzanan büyük platonun ortasındaki sığ bir çukuru kaplar. Tanganika Gölü (32.900 km2)Orta Afrika’nın en büyük gölüdür. Tanganika Kongo-Tanzanya-Zambia-Burundi arasında, Afrika’nın doğusundaki Büyük Rift Vadisi’nin batı kısmında yer alır. Göl, Afrika’daki en büyük su miktarına sahiptir; su toplama havzası 231.000 km²’yi bulur. Başlıca su kaynakları Ruzizi, Lufubu ve Malagarasi nehirleridir. Gölden doğan tek akarsu ise Lukuga’dır.

Malawi (eski adıyla Nyassa) Gölü, 560 km’lik uzunluğu ve 80 km’ye varan genişliği ile Büyük Rift Vadisi’nin en büyük (29.604 km2) göllerinden birisidir. Gölde dünyanın başka hiçbir sulak alanında bulunmayan canlılar yaşamaktadır. Albert Gölü (5.300 km2), Ekvatoral Afrika’da, Zaire ve Uganda arasında yer alır. Büyük Rift Vadisi üzerinde yer alan irili ufaklı birçok gölden biriside Rudolf (ya da Turkana) Gölü’dür. 6.405 km2’lik alan kaplayan göl Kenya’nın kuzeybatısında bulunur; dünyanın en büyük alkalin gölüdür. Çad Gölü ise Orta Afrika’da, Nijerya-Kamerun-Nijer-Çad sınırında yer alır. Sularını çevresindeki nehirlerden alan Çad Gölü’nün dışarıya akışı yoktur. Yüzölçümü mevsimlere göre değişir; yağışlı mevsimde 20.000 km²’yi aşar, kurak mevsimde ise 10.000 km²’nin altına düşer. Fakat gölün kapladığı alan günümüzde önemli ölçüde daralmıştır.

11.2. Nüfus Ve Yerleşme

Afrika hep “Karanlık Kıta” olarak bilinmiştir. Bunun nedeni iç kesimlerin fiziksel engeller yüzünden uzun süre erişilememesi olmuştur. Geniş Sahra Çölü’nü geçmek son derece tehlikeli, denizden kıtanın iç kesimlerine geçmek de akarsulardaki şelaleler ve güçlü akıntılar ile ekvatoral kıyılar boyunca uzanan yoğun bitki örtüsü yüzünden çok güçtü. Tüm bu engellere rağmen, Avrupalıların kıtadaki sömürge ve yerleşme faaliyetleri 20. yüzyılda tamamlanmıştı. Afrika nüfusu Avrupalılarla temaslarından hem kayba uğramış hem de kazanç sağlamıştır. Fakat buradan çıkan en önemli sonuç, 17. yüzyıl boyunca ve 18. yüzyıl başlarında Avrupalıların esir ticareti ağı oluşturarak yerli nüfusu azaltmalarıdır.

Günümüzde Afrika’nın toplam nüfusu 900 milyona yaklaşmıştır, buna rağmen çok az sayıda nüfus toplanma alanı bulunmaktadır. Nüfus, seyrek olarak yerleşilmiş çöller ile birkaç toplanma alanı dışında, orta derecede yoğunluklu olarak dağılmıştır. Afrika, Avustralya dışındaki diğer kıtaların hepsinden daha çok çöl nitelikli topraklara sahiptir. Başta Büyük Sahra ve Kalahari olmak üzere, çöller Afrika’nın en seyrek nüfuslanmış bölgeleridir; hatta bazı geniş alanlar gerçek anlamda yerleşilmemiştir. Verimli toprakların ve sulama olanaklarının bulunduğu vadiler, zengin yeraltı kaynaklarının bulunduğu alanlar ve kıyılardaki liman şehirleri ve yakın çevreleri ise orta ya da sık nüfuslanmıştır. Ayrıca, Doğu Afrika’da Klimanjaro ve Kenya dağlarının çevresindeki volkanik kül ve bazalttan meydana gelmiş verimli havzalar da önemli nüfus topluluklarına sahiptirler.

Afrika’da günümüzde hiçbir ülke nüfusu tek başına etkili görünmemektedir. Nijerya, 136 milyonluk nüfusu ile kıtanın en kalabalık ülkesidir. Etiyopya 85 milyon nüfusu ile ikinci, Mısır ise 80.4milyon nüfusu ile üçüncü gelmektedir. Çoğu Afrika ülkesi 30 milyondan daha az nüfusa sahipse de, kıtanın nüfus büyüme hızının çok yüksek olması nedeniyle, bu hızın sürmesi durumunda, bunların da çoğu 20-30 yıl içinde iki misline varmış olacaktır. Nijerya’nın nüfusu, Nijer Nehri’nin geniş deltası ve aşağıvadisi de dâhil, ülkenin kıyı kuşağında toplanmıştır. En büyük şehri olan Lagos da burada ye alır. Nüfusun iç kesimlerdeki toplanma alanları ise daha çok geleneksel geçim türü tarım ve hayvancılığa bağlı olarak oluşmuştur, bir de başkent Abuja içeride yer almaktadır. Mısır da ise nüfus büyük ölçüde Nil Vadisi’nde toplanmıştır. Nil Vadisi yeşil sulanmış tarlalar, köyler ve şehirlerle kalabalık bir şerit hâlinde uzanmaktadır; burası hayal edilebilen en yoğun nüfuslu alanlardan birisidir. Yalnızca 10-11 km genişliğinde olduğu hâlde ülkenin nüfusunun % 85’ini içine almaktadır. Nil Vadisi’nden çorak iç kesimlere, nehrin iki tarafında da canlı bir şekilde gözlenen çarpıcı bir geçiş vardır. Çöl o kadar kuraktır ki, insan dâhil her çeşit canlıdan yoksundur.

11.2.1. Nüfusun Sosyal ve Kültürel Özellikleri

Afrika dünyada doğal nüfus artışının en hızlı büyüme oranı gösterdiği kıtadır. Aynı zamanda en yüksek doğum ve ölüm oranlarının (Asya ve Latin Amerika ile birlikte) bölgeler arasındadır. Ölüm oranlarının yüksek olmasında çeşitli hastalıkların da önemli bir payı vardır: AIDS Afrika’dan çıkmıştır; enfeksiyonel hastalıklardan örneğin “nehir körlüğü” Sahra’nın güneyinde, batıda Senegal’den doğuda Kenya’ya kadar uzanan savanlarda yaygındır; tropikal kesimlerde sıtma ölümlere neden olabilmektedir. Kıtlıklar, iç karışıklıklar ve mülteci sorunuyla karşı karşıya bulunan Afrika ülkeleri bebek ve çocuk ölümlerinde de ilk sıralarda yer alırlar.

Afrika’daki yerli diller olağanüstü zenginliktedir ve çoğu yazılı hâle gelmemiş 1000’den fazla dil vardır; dillerin sayısını fazlalığı, Avrupalıların fetihlerinden önce Afrika’nın birçok yerli halkının temaslarının en alt düzeyde kaldığını göstermektedir. Afrika dilleri esas olarak dört aile hâlindedir. Bunların en büyüğü “Nijer-KongoAilesi”dir: Batı Afrika’dan başlayıp bütün orta kesimi kaplar ve güneye uzanır. “Nilo-Sahra Ailesi” iki küme hâlindeki nüfus toplulukları tarafından konuşulur: Sudan’da yukarı Nil boyunca ve Çad’da yukarı Çari Nehri boyunca yer alır. Kara Afrika’nın en eski dilleri ise “Hoisan” dilleridir. Diğer yandan, Afrika ülkelerinin bir kısmı –Nijerya, Çad, Sudan, Etiyopya- inançlar arası sınırlara sahiptirler. Örneğin, Nijerya dinler açısından kuzeyde bir Müslüman, güneyde de yerel dinlerle birlikte Hıristiyanlığın egemen olduğu bir bölünüşe sahiptir. Sudan’da da Müslüman kuzeyin karşısında Hıristiyan-geleneksel güney yer alır. İslamiyet sekizinci yüzyıl ortasında Mısır ve Kuzey Afrika’ya yayılmış, daha sonra Sahra Çölü’nü geçerek Kara Afrika’nın bazı kesimlerine de erişmiştir. Kuzey Afrika (Orta Doğu ile birlikte) Asya’dan sonra Müslümanların en çok toplandığı bölgedir.

Afrika hem büyük miktarda göç vermiş hem de göç almış bir kıtadır. Bu kıtadan başka kıyalara olan göçlerin başında zoraki göçler yani esir ticareti gelir. Sayısız köle (sömürgecilerle birlikte) Orta Amerika’daki adalardan Meksika ve İspanyol Amerikası’na ve A.B.D’ne kadar birçok bölge ve ülkeye götürülmüşlerdir. Afrikalılar köle olarak tabi tutuldukları zoraki göçler dışında da dünyanın çeşitli yerlerine göç etmişlerdir. Afrikalıların isteğe bağlı ya da zoraki göçlerinin tümüne birden Afrika diasporası denilmektedir. Buna karşılık, Afrika, Avrupalılar ve biraz da Asyalılar tarafından kolonize edilmiştir. Kuzeybatı Afrika, İspanyol, Fransız ve İtalyan kökenli göçmenlerce; Güney Afrika ise İngiliz ve Hollandalı (boer’ler denilen çiftçiler) göçmenlerce yerleşilmiştir.

11.2.2. Kırsal Yerleşmeler ve Şehirler

Afrika nüfusu büyük bir çoğunlukla kırsaldır. Kıtanın bazı kısımlarında kırsal yerleşmeler topludur ve planlarına bir bakışta bile egemen kültürü anlamak mümkündür. Örneğin, bütün yaşamın hayvancılığa bağlı olduğu yerlerde bulunan köylerde evler hayvanların geceyi geçirdikleri merkezi bir ağılı çevreleyen bir daire şeklinde sıralanmışlardır. Ya da, Nijerya’nın batısında olduğu gibi, savunma ihtiyacı nedeniyle, düzenli olmamakla birlikte birbirlerine çok yakın olarak bir araya toplanmışlardır. Kırsal konutlar geleneklerin ve geçişlerin göstergeleridirler; Mısır’ın düz, kare damlı Arap evleri, güney sudan ve Uganda’nın dik çatılı evleri gibi. İnşaat malzemeleri de çevreyle sıkı ilişkiyi yansıtmaktadır; örneğin, elde edilebilen taşla bina inşa etmek orta-güney Afrika’da (Zimbabwe harabelerinin taş işçiliği gibi) geleneksel mimariyi oluşturabilmektedir ya da Zulular savanlardaki uzun otları kullanarak kendilerine arı kovanı şeklinde kulübeler yapmaktadırlar.

Afrika’nın büyük şehirleri azdır ve bazı ülkelerde şehirsel nüfusun toplam içindeki payı % 20’nin altındadır. Bu durumun en büyük istisnası, bütün Afrika’daki en sanayileşmiş ve en farklılaşmış ekonomiye sahip ülke olan Güney Afrika’dır. Bu ülkede her birinin nüfusları 1 milyonun üzerinde olan dört şehir –Capetown, Johannesburg, Pretoria ve Durban- bulunmaktadır. Afrika’nın birçok kesiminde, ülke içi karışıklıklar da kırlardan şehirlere olan göçü büyük ölçüde arttırmış ve nüfusun (Mozambik’de Maputo ve Angola’da Luanda gibi) büyük şehirlerde daha da fazla toplanmasına yol açmıştır. Gerçekten de, tarım yapamayan, 1970’lerden beri normalin altındaki yağışların yarattığı kuraklıkla birlikte gerek doğal gerekse insanın yol açtığı çevre sorunları yüzünden, binlerce insan zaten kalabalıklaşmış olan büyük şehirlerde toplanmaktadırlar (Moritanya’nın başkenti Nouakchott ve Sudan’ın başkenti Hartum gibi). Afrika hem geleneksel ve hem de sömürge döneminin izlerini taşıyan şehirlere sahiptir. Geleneksel şehirler batıda, Müslüman zonunda görülmektedir. Nijerya’nın kuzey kesiminin esasını oluşturduğu bu zonda, Kano, Kaduna, Zaria ve diğer şehirler, Avrupalıların sömürge güzergâhlarından uzakta kaldıkları için, sömürge öncesi yapılarını kısmen korumuşlardır. Fakat, sömürgeciler, Kinşasa, Nairobi ve Harare gibi iç kısımdaki; Dakar, Abidjan, Luanda, Maputo ve diğer limanlar gibi kıyı boyunca uzanan seçkin şehirsel merkezleri de planlı hâle getirmişlerdir. Afrika’nın ne geleneksel ne de koloniyal olmayan şehirleri de vardır. Güney Afrika’nın başlıca şehirleri (Johannesburg, Capetown ve Durban) temelde Batı tarzı şehirler oldukları hâlde, Avrupa ve Amerikan şehir modellerinin (yüksek binalar ya da kenarlardaki banliyöler gibi) çeşitli unsurlarına da sahiptirler.

11.3. Ekonomik Yapı

Afrika (Batı Afrika ve Etiyopya) dünyada tarımın ilk geliştiği bölgeler arasındadır. Kuzey Afrika kıyıları ve Nil boyunca (aşağıdaki modern Hartum şehrine kadar) tarım ve hayvancılık yayılmasını sürdürmüştür. Daha sonra Avrupalıların plantasyonlar ve ticari çiftlikler kurmuş, madenleri açmış ve ticari kolaylıklar getirmiş olmalarına rağmen, günümüzde Afrikalıların büyük çoğunluğu geçim türü tarım yapmaktadırlar. Kongo Havzası’nın Pigmeleri ve Kalahari Çölü’nün Bushmenleri gibi avcı ve toplayıcılar, ancak “oruç ya da kıtlık” düzeyinde beslenmektedirler. Kıtanın nemli tropikal kesimlerinde, alet olarak yalnızca saban, yeri kazmak için sopa ve yöresel uzun bıçaklar kullanarak tarım yapan insanlar çeşitli kök bitkileri (manyok/tapyoka yam, tatlı patates) ve tahıllar (darı, mısır) yetiştirmektedirler. Bir kısım çiftçi de ticari ürünlere (pamuk, fıstık, kahve, kakao, palmiye yağı) yönelmiştir. Afrika plantasyonların dünyada en son denendiği kıtadır. Örneğin, Tanzanya’da muz, Fildişi Sahili’nde kakao plantasyonları geniş alanlar kaplar. Kıtanın kuzeybatı ve en güney uçlarında da Akdeniz tarımı yapılmaktadır. Modern teknolojinin girmesi Afrika’da henüz büyük ölçekli tarımsal değişikliklere yol açamamıştır. Toprak erozyonu ve toprağın sıkılaşması, sürekli kuraklık tarımdaki ilerlemeyi engelleyen sorunlardır. Diğer yandan, Kuzey Afrika’da Atlantik kıyılarından başlayarak Arabistan Yarımadası’na kadar uzanan, çöller ve yarı-kurak steplerle kaplı kuşakta göçebe hayvancılık çok yaygındır.

Afrika ülkeleri sanayi teknolojisinin, fosil yakıtların ve sermaye yatırımlarının bulunmaması ve ulaşım sisteminin yetersizliği nedeniyle en düşük düzeyde sanayileşebilmişlerdir. Sanayi faaliyetleri, genelde, ülkenin belirli büyük şehirlerinde toplanmış bulunmaktadır. Özellikle küçük ülkelerde başkent olan şehir (çoğunlukla eski koloni başkentidir) ya da bir liman ülkenin tüm sanayisine sahiptir. Örneğin, Liberya’da Monrovia, Burkina Fasso’daBangui gibi. Sierra Leone sanayisinin % 70’i Freetown’da toplanmıştır; Nijerya gibi daha büyük ülkelerde bile durum aynıdır –eski başkent Lagos, liman şehri olarak, ülke sanayisinin % 30-40’ını kendinde toplamıştır. Buna karşılık, Kahire’nin hinterlandında ve Güney Afrika’da Pretoria-Witwaterstrand-Vereeniging kompleksinde son derece makineleşmiş sanayi faaliyetleri şehirsel merkezler yakında toplanmıştır.

Afrika’nın kuzey ve batı bölgelerinde belli alanlarda madencilik faaliyetleri gelişmiştir. Fakat kıtanın diğer bölgelerinde de çeşitli madenler çıkartılmaktadır ve jeolojik araştırmalar ilerledikçe yeni yeni maden kaynakları da ortaya çıkmaktadır. Örneğin, bilinen demir cevheri yataklarının 2/3’ü Kuzey Afrika’nın Atlas bölgesinde, Güney Afrika Birliği ve Zimbabwe’dedir. Sierra Leone ve Gine’de de demir çıkarılmaktadır. Zambiya, Kongo Demokratik Cumhuriyet ve Zimbabwe ile birlikte Güney Afrika Cumhuriyeti dünya bakır çıkarımında söz sahibidirler. Nijerya’da Jos yaylalarındaki bakır işletmeleri, kurula kasabalar, barajlar, hidro-elektrik tesisleri, demir ve karayolları ile ülke ekonomisin etkilemişlerdir. Zaire’de ise kalay Katanga’nın merkezi kısmında yer alan yataklardan elde edilir. Gine’de boksit, Gabon ve Gana’da manganez, Güney Afrika’da nikel ve altın, Zimbabwe’de krom çıkarımı önemlidir. Kıtadaki madencilik faaliyetleri açısından Güney Afrika’nın ayrı bir yeri vardır. 1867’de Güney Afrika’da alüvyal yataklarda, üç yıl sonra da Transvaal’deKimberley yakınlarında büyük bir damar hâlinde elmas bulunması üzerine, 1872’den itibaren Güney Afrika elmas çıkarımında öncü duruma gelmiştir. Elmasın bugün de önemli olduğu bu ülkedeki çıkarım alanı yine Kimberley’de Finsch ve Saldanha Bay’dir. GüneyAfrika taşkömürü ve antrasit çıkarımında da önemlidir. Afrika petrol ve doğal gaz çıkarımında da önemlidir; Cezayir, Libya, Nijerya başlıca petrol üreten ve ihraç eden ülkelerdir.

Uygulamalar

1) Öğrenci bir atlas üzerinde Afrika’nın fiziki ve beşerî haritalarını incelemeli ve kıtanın başlıca coğrafi özelliklerini kavramak amacıyla çeşitli web sitelerine (wikipedia, World Bank, World Factbook, Encyclopedica Britannica gibi) ve google earth’e bakmalıdır.
Bölüm Özeti

Bu bölümde Afrika’nın başlıca coğrafi özelliklerinin genel bir bakış açısıyla ele alındığı bir girişin ardından, bölgenin genel fiziki, beşerî ve ekonomik özelliklerine yer verilmiştir.

Afrika’nın başlıca fiziki, beşerî, ekonomikl ve siyasal coğrafi özelliklerişu on madde altında toplanabilmektedir:

Afrika’nın fiziki coğrafyasına kıtanın plato karakteri, değişken yağış, toprakların verimsizliği ve tarımda bitmek bilmeyen çevresel sorunlar egemendir.
Afrika nüfusunun çoğunluğu yaşamlarına sürdürebilmek için tarımsal faaliyetlere bağlı durumdadır. Şehirleşme hızlanmaktadır, fakat Afrika ülkelerinin çoğunda şehirlerde yaşayan nüfusun toplam nüfus içindeki payı % 40’ın altındadır.
Afrika’nın nüfusu, malarya, uyku hastalığı ve nehir körlüğü gibi hastalıkların yüksek tekrarlanma oranı ile karşı karşıya kalmaya devam eder.
Afrika’nın siyasi sınırları, bölgelerin ya da ülkelerin beşerî ve fiziki coğrafyası göz önünde tutulmadan, sömürge devresinde çizilmişti. Bu sayısız sorunları beraberinde getirmiştir.
Afrika’da birbirinden ayrı çeşitli alanlarda ekonomik gelişme dikkat çekicidir, fakat bölgenin nüfusunun çoğu dünya ekonomisinin ürünlerine ve hizmetlerine yine de çok az erişebilmektedir.
Bölge sanayileşmiş ülkeler için yaşamsal değeri olan hammaddeler bakımından zengindir.
Hammaddelerin çıkarılması ve ihracat güzergâhlarının koloniyal devrede belirlenmiş olan kalıpları, Sahra-altı Afrika’nın büyük kısmında hâlâ geçerlidir. Kıtanın bölgeleri arasındaki bağlantılar zayıftır.
Afrika dünyanın başlıca güçleri arasındaki rekabetin ve çatışmanın içine giderek daha çok çekilmektedir. Kıta, dünyanın mülteci nüfusunun yaklaşık 1/3’ünü içerir.
Afrika’nın nüfus artış oranı, çevre koşullarının tarım faaliyetlerini güçleştirmesine, sayısız tehlike ve hastalıklara ve periyodik kıtlıklara rağmen, diğer kıtalardan çok daha yüksektir. İyi nitelikli arazinin bir kısmı, deniz aşırı alanlara satılmak üzere, kahve, çay, kakao ve pamuk gibi ticari ürünleri üretmek için kullanılmaktadır.
Bağımsızlık sonrasında Afrika’nın bazı kısımlarında karmaşaya, sivil savaşlara ve salgın hastalıklardan kitle hâlindeki ölümlere rağmen, diğer alanlarda nispi istikrar, işbirliği ve ekonomik büyüme görülmektedir.

Author: Raşit Tunca