İmam-ı Rabbani kimdir?


İmam-ı Rabbani kimdir?

İmam-ı Rabbani kimdir? Hindistan’da yaşamış mutasavvıf, Ehl-i Sünnet âlimlerinden İmam-ı Rabbani Hazretlerinin hayatı.

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh- hicrî 971 senesinin Şevvâl ayında (26 Mayıs 1564) Hindistan’ın Sirhind kasabasında dünyaya geldi. Nesebi Hazret-i Ömer -radıyallâhu anh-’a dayandığı için “Fârûkî” nisbesiyle anılır.

Babası Abdülehad Efendi, Çiştiyye ve Kâdiriyye tarîkatlerinden icâzetli, zâhir ve bâtınını ikmâl etmiş, ilim ve irfan ehli, yüksek fazîlet sahibi bir şeyh efendi idi.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN EĞİTİMİ

Ahmed Sirhindî -rahmetullâhi aleyh- ilk tâlimine Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyerek başladı. Kısa zamanda hâfız oldu. İlimlerin çoğunu muhterem babasından ve bir kısmını da devrin büyük âlimlerinden aldı. Muhtelif âlimlerden aklî ve naklî ilimler aldı. Bilhassa tefsir, hadis ve fıkıh ilimlerine çok ehemmiyet verdi.

On yedi yaşına geldiğinde, zâhirî ilimlerde büyük mesafeler katederek babasının yanına döndü ve ders vermeye başladı. Bu arada Kadî Behlül Bedahşânî’den tefsir ve hadis okutma icâzeti aldı.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN ESERİ

18 veya 20 yaşlarındayken, feylesoflara hayranlık besleyen ve onları neredeyse peygamberlerden üstün görmek isteyen sarayın gâfil ulemâsına karşı İsbâtü’n-Nübüvve isimli eserini kaleme aldı. Peygamberliğin ehemmiyetini ve lüzumunu, aklî ve naklî delillerle ispat etti. Bu arada başka eserler de te’lif etti.

Bir müddet sonra babasına intisâb ederek sohbetlerinin müdâvimi oldu. Bütün himmetini tasavvufî terbiye üzerine teksîf etti. Muhterem babasına hizmette kusur etmemek için hep yanında kaldı, başka bir yere gitmedi. Babası Abdülehad Efendi, hicrî 1007 (m. 1599) senesinde vefât etti. Vefâtından kısa bir müddet önce, oğlu İmâm-ı Rabbânî Ahmed Fârûkî Hazretleri’ne hilâfet verdi.

İMAM-I RABBANİ’NİN BAKİ BİLLAH HAZRETLERİNE İNTİSAB ETMESİ

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh- babasının vefâtından sonra, hacca gitmek için Sirhind’den yola çıktı. 37 yaşında idi. Delhi’ye geldiğinde, bir dostunun tavsiyesi ile Muhammed Bâkı Billâh Hazretleri’ni ziyaret etti. Bir müddet sohbetinde bulunduktan sonra ona intisâb etti. Kendisine irşâd icâzeti (hilâfet) verildi. İki ay kadar üstâdının yanında kalıp tekrar memleketine döndü ve Nakşibendiyye usûlü üzere halkı irşâda başladı.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN MEKTUPLARI

Bâkı Billâh Hazretleri’nin vefâtından sonra irşâda Sirhind’de devam eden İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh-, uzaklardaki müridlerine ve devlet adamlarına İslâmî kâidelere ve Ehl-i Sünnet mezhebine bağlılık gibi konularda mektuplar yazdı. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, her sene üstâdının vefât ettiği ay olan Cemâziyelâhir’de gider, onun mübârek kabrini ziyaret eder ve tekrar Sirhind’e dönerdi.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN BABÜR ŞAHI İLE İLİŞKİLERİ

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, Babür Şahı Cihangir’e de dînî hususlarda danışmanlık yaptı. Şeyhe bağlanan Cihangir, sohbetlerin bereketiyle sonraları câmi inşâ ettirip sığır kurban edecek kadar İslâm’a bağlandı.

İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, küçük-büyük her hareketinde, mutlakâ Rasûl-i Ekrem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz’in sünnetine uyar ve herkese de böyle yapmalarını tavsiye ederdi.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN İBADET HAYATI

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh- Namazda bütün sünnetlere, menduplara ve âdâba riâyet eder, abdest aldıktan sonra ve mescide girince ikişer rekât namaz kılmaya îtinâ gösterirdi.

Kur’ân-ı Kerîm okurken onu dinleyenler, Kur’ân’ın sır ve hikmetleriyle duygu derinliğine ulaşırlardı. Namazda ve namaz dışında korku âyetlerini veya hayret ve şaşkınlık bildiren âyetleri okurken, o tarz ve üslûba göre okur, sesinde ve mübârek sîmâsında sanki âyetlerin mânâsı zâhir olurdu. Yolculuk esnâsında dahî bineğinin üzerinde, bir yastığın üstüne koyarak devamlı Kur’ân-ı Kerîm tilâvet ederdi.

Ramazân-ı Şerîf’e de çok îtinâ gösterir, bu mübârek ayda en az üç hatim indirirdi. Hadislerde bildirildiği gibi iftar yapmakta acele eder, sahur yemeğini geciktirirdi. Ramazan’ın son 10 gününde îtikâfa girerdi.

Zekât üzerinde hassâsiyetle dururdu. Herhangi bir yerden bir hediye geldiğinde, üzerinden bir sene geçmesini beklemez, karşılıksız gelen bu tür malların derhâl hesâbını yaparak zekâtını verirdi. Zekât verirken de ilk olarak ıslah ve irşad faaliyetlerinde bulunanları, dul kadınları ve muhtaç durumdaki yakınlarını tercih ederdi.

Hastaları ve kabirleri ziyaret eder, oralarda sünnet olan duâları okurdu. Davetlere icâbet eder, ancak günah işlenen meclislere iştirâk etmezdi. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, hamd ve istiğfârı dilinden düşürmezdi.

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh- son derece mütevâzı idi. Mektup ve eserlerindeki üslûbu, onun yüksek tevâzuunu açıkça ortaya koymaktadır. O, kendisinden hep “fakir” veya “derviş” diye bahsederdi.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN SON GÜNLERİ

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh- vefâtından birkaç ay önce nefes darlığı çekmeye başladı. Beş vakit namaz ve Cuma hâricinde evinden dışarıya çıkmadı. Bütün vakitlerini zikir, istiğfar ve zâhirî-bâtınî meşgûliyetlerle geçiriyordu.

Son günlerinde Allah Teâlâ’nın sonsuz ikramlarını ve hesâba gelmez nîmetlerini anlatıp durdu. Bütün kıyafetlerini muhtaçlara dağıttı. Tâkatinin tükendiği o günlerde bile cemaatsiz namaz kılmadı. Dâimâ duâ ve zikirle meşgul oldu, murâkabeye hiç ara vermedi. Şerîat ve tarîkatin emir ve prensiplerinden bir an bile gâfil kalmadı. Son gecesine kadar teheccüde devam etti. Abdestli olarak vefât edebilmek için dâimâ abdestli duruyordu.

İMAM-I RABBANİ HAZRETLERİNİN VEFÂTI

İmâm-ı Rabbânî -rahmetullâhi aleyh-, 28 Safer 1034 (10 Aralık 1624) tarihinde 63 yaşında fânî hayata vedâ etti, Sirhind’e defnedildi.

Author: Raşit Tunca