islamda Sevablar ve Mübahlar Nelerdir?

islamda Sevablar ve Mübahlar Nelerdir?

Sevap nedir?

İyi bir davranışa karşı Allah tarafından verilecek mükafat; Allah’ın rızasına uygun ve ahiret mükafatına layık iyi iş İslam dinine uygun olarak girişilen iyi davranışlara karşı Allah’tan umulan mükafatların tamamını dile getiren “sevab”ın karşıtı olarak dilimizde günah ve azap kelimeleri kullanılmaktadır.

Buna göre ahirette sevabı günahından yüksek olanlar ebedi saadete kavuşacak, cennete gönderilecek, günahı sevabından çok olanlarsa azap ile karşılacaklardır. Ehl-i Sünnette genel kanı Mü’min kişinin günahı sevabından çoksa bile, azabının ebedi olmayacağı, günahlarının cezasını bir süre azap çekerek gördükten sonra cennete alınacağı yolundadır. Haricilikte ise günahkar kişi dinden çıkmış sayılabilir ve bu sebeple öldüğünde ebedi azap görebilir.
En büyük sevaplar nelerdir?

1- Bir İnsanın hayatını kurtarmak.

2- Evlat edinmek.

3- Doğru ve dürüst olmak.

4- Daima ileri götüren yolları tanımak ve tanıtmak.

5- Fakirleri okutmak.

6- Ailen için harcama yapmak.

7- Elden ayaktan düşenlere, engellilere, aciz durumda olan canlılara yardım etmek.

8- İnsanlık için iyi şeyler yapmak.

9- Bir başkasının hayatı için kendi hayatını feda etmek.
İslam açısından sevap

İslam açısından sevap, müslümanlar arasında dayanışma ve sevgi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayan güzel bir davranıştır Sevap duygusu ve sevap işleme aşkı, Allah ile kulların birbirlerine bağlanmasını sağlayan en güzel bir köprüdür Bu bakımdan dilimizde, “sevaba girmek”, “sevap işlemek” ve “sevap kazanmak” vb deyimler hayır işleri ve hayırlı teşebbüslerde daima hatırımıza ilk gelen cümleler olmuştur.

İslam’a göre sevap kavramını iki ana grupta toplamak mümkündür:

1- Kullar için sevap.

2- Allah için sevap.

Ancak kullar ve Allah için olan sevapların kesin hududunu çizmek de kolay değildir Daha umumi bir açıdan İslam’a göre sevabı, dinin kesinlikle vazife saydığı faaliyetler dışında kalan ve insanın kendi arzusuyla yaptığı fiiller diye tarif etmek mümkündür.
Diğer dinlerde sevap

Sevap ve günah terimleri bütün dinlerde, özellikle İslam’dan önceki Musevilik ve Hıristiyanlıkta da mevcuttur içerik ve kapsam farklı olmakla beraber, bu iki dinde de sevap, Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak ve insanlara yararlı olmak için girişilen her türlü iyi davranışları ifade için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes’in genel esprisi, insanları sevaba teşvik ederek günahlardan sakındırmaktır. İslam’ın zina, hırsızlık, haksız yere adam öldürme gibi haram ve günah saydığı hususlar, tahriften korunabilmiş tevrat ve İncil metinlerinde de haram ve günah olarak kabul edilmiştir.
Sözlükte sevap ne anlama gelmektedir?

1- Hayırlı bir davranış karşısında tanrı tarafından verileceğine inanılan ödül.

2- Tanrı tarafından ödüllendirileceğine inanılan davranış.


MÜBAH NEDİR

Mübah, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir.

Mübah olan eylemlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de yapılmamasında günah vardır.

Bir şeyin mübah olması, yapılabilir olduğu anlamına geldiği için, eylem caizdir. Bu sebeple mübah yerine caiz sözcüğünün de kullanıldığı olur.

İslam’a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.

Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.

Mübah nedir yani mübah ne demek? İşte mübah nedir kısaca anlamı ve mübah örnekleri hakkında bilgi.

Mübah مباح , yapılmasında veya terkinde dinî yönden hiçbir mahzûr bulunmayan, yani, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu işlerdir. Diğer bir değişle Mübah; yapılıp, yapılmamasında günah olmayan şeylerdir. Tekrar belirtmek gerekirse, yapılması veya yapılmaması dini yönden hiçbir sakıncası bulunmayan, mükellefin yapıp yapmamakta tamamen serbest olduğu eylemlerdir

Oturmak, yemek, içmek, uyumak gibi.. Mübah olan bu gibi işlerin ne yapılmasında sevab vardır, ne de terkinde günah.. Ancak bu fiilleri işlerken, mümin Peygamber Efendimiz’e bağlılığını düşünerek bu fıtrî fiillerini 0’nun sünnetine uygun yapmayı düşünerek, o niyetle hareket ederse o vakit sünnet sevabını kazanır. Yani İslam’a göre mübah olan eylemler, iyi niyetle yapılırsa sevap olur. Kötü niyetle yapılırsa, günah olur. Önemli olan kişinin niyetidir.

Helâl ise yapılması câiz görülen, işlenmesinde dinî yönden hiçbir mahzur bulunmayan şeydir. Helalin her türlü şâibeden uzak, saf ve temiz olan kısmına “tayyib” denir. Her tayyib şey; helâl, fakat her helâl olan şey tayyib değildir.

Örneğin, Yemek yemek mübahtır, ama haram yemeklerden yemek mübah değil haramdır. Haram bir şeyi yemek haramken, eğer kişi can tehlikesiyle karşı karşıyaysa, açlıktan ölmek üzere iken yanındaki tek şey olan haram bir şeyi yemesi mübah sayılır. Burada haram yemek, içki içmek mübah değildir haramdır, fakat can tehlikesi gibi unsurlar, eylemi mübah kılabilir.


Mübah işlere örnekler
Yemek yemek
Su içmek
Spor yamak
Gezmek
Elbise rengi seçmek
Bilgisayar kullanmak
Banyo yapmak
Tıraş olmak
Telefon kullanmak
Doğayı seyretmek

Ef’âl-i mükellefîn

Sual: Ef’âl-i mükellefîn ne demektir?
CEVAP
Müslümanın yapması ve sakınması gereken, İslam dininin bildirdiği emir ve yasakların hepsine Ef’âl-i mükellefîn denir. Buna İslamî hükümler de denir.

Bir müslümanın dinde yapması ve sakınması gereken işler sekiz çeşittir: Bunlar:
Farz, vacip, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid.

1- FARZ
Yapılması açıkça ve kesin olarak bildirilen dinin emirlerine farz denir. Farzları terk etmek haramdır, yani büyük günahtır.

Farz iki çeşittir:
Farzı Ayn: Her Müslümanın bizzat kendisinin yapması lazım olan farzdır. Mesela, iman etmek, beş vakit namaz kılmak, Ramazan ayında oruç tutmak, zengin ise zekat vermek ve hacca gitmek, farzı ayndır. [32 farz ve 54 farz meşhurdur.]

Farzı Kifaye: Bir veya birkaç Müslümanın yapması ile diğerlerinin sorumluluktan kurtulduğu farzlardır. Verilen selamı almak, cenazeyi yıkamak, cenaze namazı kılmak, sanatına, ticaretine lazım olandan fazla din ve fen bilgilerini öğrenmek gibi farzlar böyledir.

2- VACİP
Yapılması farz gibi kesin olan emirlere denir. Bunların delilleri farz gibi açık ve kesin değildir. Vitir namazını ve Bayram namazlarını kılmak, zengin olunca kurban kesmek, sadaka-i fıtr vermek vaciptir. Vacibin hükmü farz gibidir. Vacibi terk etmek, tahrimen mekruhtur. Vacip olduğuna inanmayan kâfir olmaz. Fakat, yapmayan azaba layık olur.

3- SÜNNET
Peygamber efendimizin yapılmasını övdüğü, yahut devam üzere kendisinin yaptığı veyahut yapılırken görüp de mani olmadığı şeylere “Sünnet” denir. Sünneti beğenmemek küfürdür. Beğenip de yapmayana azap olmaz.

Sünnet iki çeşittir:
Sünnet-i Müekkede: Peygamber efendimizin devamlı yaptıkları, pek az terk ettikleri kuvvetli sünnetlerdir. Sabah namazının sünneti, öğlenin ilk ve son sünnetleri, akşam namazının sünneti, yatsı namazının son iki rekat sünneti böyledir. Bu sünnetler, asla özürsüz terk olunmaz.

Sünnet-i gayri müekkede: Peygamber efendimizin, ibadet maksadı ile ara sıra yaptıklarıdır. İkindi ve yatsı namazlarının dört rekatlık ilk sünnetleri böyledir. Bunlar çok kere terk olunursa, bir şey lazım gelmez. Beş-on kimseden biri işlese, diğer Müslümanlardan sakıt olan sünnetlere de “Sünnet-i alel-kifaye” denir. Selam vermek, ezan okumak gibi.

4- MÜSTEHAP
Peygamber efendimizin sevdiği, beğendiği hususlardır. Doğan çocuk için akika hayvanı kesmek, güzel giyinmek, güzel koku sürünmek müstehaptır. Bunları yapana sevap verilir, yapmayan günaha girmez.

5- MUBAH
Yapılması emir olunmayan ve yasak da edilmeyen şeylere mubah denir. İyi niyetle işlenmesinde sevap, kötü niyetle işlenmesinde azap vardır. Uyumak, helalinden çeşitli şeyler yiyip içmek, helalinden çeşitli elbiseler giyinmek gibi işler, mubahtır. Bunlar, İslamiyet’e uymak, emirlere sarılmak niyetiyle yapılırsa sevap olur. Sıhhatli olup, ibadet yapmaya niyet ederek, yemek içmek böyledir.

6- HARAM
Dinimizde “yapmayınız” diye açıkça yasak edilen şeylerdir. Haramların yapılması ve kullanılması kesinlikle yasaklanmıştır. Haram olan şeyleri terk etmek, onlardan sakınmak farzdır ve çok sevaptır.

Haram iki çeşittir:
Haram li-aynihi: Adam öldürmek, kumar oynamak, şarap ve her türlü alkollü içki içmek, yalan söylemek, hırsızlık yapmak, domuz eti, kan ve leş yemek gibi şeyler haram olup, büyük günahtır.

Haram li-gayrihi: Bunlar asılları itibariyle helal olup, başkasının haklarından dolayı haram olan şeylerdir. Mesela bir kişinin bağına girip, sahibinin izni yok iken meyvesini koparıp yemek, ev eşyasını ve parasını çalıp kullanmak, emanete hıyanet etmek, rüşvet, faiz ve kumar ile mal, para kazanmak gibi. Haramlardan kaçınmak, ibadet yapmaktan daha çok sevaptır. Onun için haramları öğrenip, kaçınmak lazımdır.

7- MEKRUH
İbadetlerin sevabını gideren şeylere mekruh denir.

Mekruh iki çeşittir:
Tahrimen mekruh: Vacibin terkidir. Harama yakın olan mekruhlardır. Bunları yapmak azabı gerektirir. Güneş doğarken, tam tepede iken ve batarken namaz kılmak gibi. Bunları kasıtla işleyen asi ve günahkâr olur. Cehennem azabına layık olur. Namazda vacipleri terk edenin, tahrimen mekruhları işleyenin, o namazı iade etmesi vaciptir. Eğer unutarak işlerse, secde-i sehv, yani unutma secdesi gerekir.

Tenzihen mekruh: Mubah, yani helal olan işlere yakın olan, yahut, yapılmaması yapılmasından daha iyi olan işlerdir. Gayri müekked sünnetleri veya müstehapları yapmamak gibi.

8- MÜFSİD
Dinimizde, meşru olan bir işi veya başlanmış olan bir ibadeti bozan şeylerdir. İmanı ve namazı, nikahı ve haccı, zekatı, alış ve satışı bozmak gibi. Mesela, dine imana sövmek küfür olup, imanı bozar. Namazda gülmek, abdesti ve namazı bozar. Oruçlu iken bilerek yemek, içmek orucu bozar.

Farzları, vacipleri ve sünnetleri yapana ve haramdan, mekruhtan sakınana sevap verilir. Haramları, mekruhları yapan ve farzları, vacipleri yapmayana günah yazılır. Bir haramdan sakınmanın sevabı, bir farzı yapmanın sevabından kat kat çoktur. Bir farzın sevabı, bir mekruhtan sakınmanın sevabından çoktur. Mekruhtan sakınmanın sevabı da, sünnetin sevabından çoktur.

Dinin delilleri
Sual: Ef’âl-i mükellefin, yani, farz, vacib, sünnet, müstehap, mubah, haram, mekruh, müfsid olan hükümler, âyet ve hadisten nasıl çıkartılıyor?
CEVAP
Ahkam-ı İslamiye’yi bildiren deliller dörttür:
1- Sübutu [sabit olması] ve delaleti [işareti] kati [kesin] olanlar. Açık anlaşılan âyetler ve tevatürle [sözbirliği ile] bildirilmiş açıkça anlaşılan hadis-i şerifler böyledir. Bunlar farz ile haramları bildirir. Mesela namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, hac etmek gibi farzlar, âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmiştir. Namazın beş vakit olduğu ve nasıl kılınacağı da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir. Leş, domuz, kan, şarap gibi haramlar âyet-i kerimelerde açıkça bildirilmektedir. Köpek, aslan gibi hayvanların haram olması da, mütevatir hadis-i şeriflerle bildirilmiştir.

2- Sübutu kati olup, delaleti zanni olanlar. Açıkça anlaşılamayan âyetler böyledir. Bunlar vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler. Mesela (Kurban kes) âyet-i kerimesinin sübutu katidir, fakat delaleti [herkesin kurban kesmesi gerektiğinin bildirilmesi] zannidir. Bunun için kurban kesmek vaciptir.

3- Sübutu zanni, delaleti kati olanlar. Bir sahabinin bildirdiği açık hadisler böyledir. Bunlar da vacib ile tahrimen mekruhu bildirirler.

4- Sübutu de, delaleti de zannidir. Bir sahabinin bildirdiği, açık anlaşılamayan hadisler böyledir. Sünnet ile müstehabı ve tenzihi mekruhu bildirir. (Tam İlmihal)

Bülüğ çağı
Sual: Erkek çocukları için büluğ çağına girmenin minimum ve maksimum yaşı var mıdır?
CEVAP
Maksimum yaş 15 tir, 15 ini doldurduğu halde, büluğa ermese de ermiş kabul edilir, dini emirlerini yapmakla yükümlüdür. Eğer daha aşağı yaşlarda büluğa ermişse, büluğa ermiş demektir. Bu iklime ve beslenmeye bağlıdır. Bu yaş genelde 12 dir. Erkeklerde daha aşağısında olmaz. 12 yaşında olan oğlan ve 9 yaşında olan kız, bâlig olduğunu söyleyince kabul edilir.

Gençlik ve yaşlılık
Sual: Gençlik ve ihtiyarlık dönemi hangi yaşlar arasındadır?
CEVAP
Otuz yaşından küçük olana genç,
otuz ile elli arasında olana yetişkin,
elli yaşından yukarı olana ihtiyar,
yetmişten sonra ise pir-i fâni denir.

Herkes aklı nispetinde sorumlu olur
Sual: İslam dininin emirleri herkese hitap ediyor; fakat herkesin aklı aynı olmadığına, kimi akılsız olduğuna göre, herkesin aynı şeylerden sorumlu tutulması doğru olur mu?
CEVAP
Herkes aklı nispetinde sorumlu olur. Aklı hiç yoksa yani deliyse, hiç sorumlu olmaz. Aklı azsa, anladığı kadar sorumlu olur. Allahü teâlâ hiç kimseye gücünün yettiğinden fazlasını sorumlu tutmaz. İki âyet-i kerime meali:
(Allah sizin için kolaylık ister, güçlük istemez.) [Bekara 185]

(Ey Rabbimiz, bize gücümüzün yetmediği işleri yükleme!) [Bekara 286]

Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(İnsanların yaptıkları hayırların mükâfatı, akılları nispetinde verilir.) [Ebu-ş-şeyh]

Sual: Sağır ve dilsiz kimse mükellef midir?
CEVAP
Mükellef değildir. Eğer anlar ise ve öğrenirse mükellef olur. Şimdi okulları var, öğrenmeleri mümkün olabilir. Anlamak öğrenmek esastır.

Büluğa ermeyen çocuk
Sual: Büluğa ermemiş bir çocuk, yaptığı ibadetlerin sevabına kavuşur mu ve işlediği günahlar yazılır mı?
CEVAP
Çocuğa hiçbir ibadet farz değildir. Hiçbir şey haram değildir. İbadetlerinin sevablarına kavuşur. Bir kimse, bir çocuğa imam olunca, cemaat sevabı hâsıl olur. (Uyun-ül-besair)

Çocukların işledikleri sevabların babalarına yazılacağını bildiren âlimler de vardır.

Sual: Haram ve helal hükümlerini, âlimler mi koymuştur?
Cevap: Her şeyin sahibi, yaratanı, maliki Allahü teâlâdır. Kullanmamız için izin verdiği şeylere helal, izin vermediği şeylere de haram denir. Haram demek, sahip ve yaratan olan Allahü teâlânın, bir şeyi kullanmaya izin vermemesi demektir. Helal ise, o yasak düğümünü çözmek demektir.

Yedi büyük günah olduğu gibi, yedi büyük sevap var mıdır? 54 farz ne demektir?

Her bir günahı terk etmek de farzdır. Günahları Allah yasakladığı için, terk etmek bir farz sevabı almak demektir. Buna göre en büyük günahları terk etmek de, en büyük sevaplar arasına girebilir.

Sevapların yolları çok olduğu için, özel bir “yedi büyük sevap” listesi verilmemiştir. İslam’da değişik mülahazalarla, bazı hususlarda konunun makamına göre farklı öncelikler söz konusu olmuştur. Biz de İslam’ın ruhuna uygun olduğunu düşündüğümüz şöyle bir listeyi sunabiliriz.

1. Başta marifetullah olmak üzere iman esaslarında derinleşmek.
2. Beş vakit namaz başta olmak üzere, İslam’ın temel esaslarını yerine getirmek.
3. Malla, canla Allah yolunda cihat etmek. Yani Allah’ın mesajlarını anlamaya ve anlatmaya bütün benliğiyle gayret etmek.
4. Kur’an’a hizmet etmeyi hayatının gayesi olarak telakki etmek, ona göre davranmak.
5. Müslümanların kardeşlik duygularını pekiştirmeye, birlik şuuru sağlamaya çalışmak.
6. Fikir ve bilgi planında İslam’ı lekelemeye çalışan Ehl-i bid’a ile mücadele etmek.
7. Kalbin ışığı olan dinî ilimlerle, aklın nuru olan fen ilimlerini birlikte öğrenmek ve kendi çocuklarını ve yeni nesli ona göre eğitmek.

Mü’minlerin Özellikleri ve (54) elli dört farz

Bu konuda Kur’an ayetleri ve hadisler taranmış olsa yüzlerce özellik çıkabilir. Örneğin imanın yetmiş küsur şube olduğunun bildiren hadisi esas alan Beyhaki, on (10) cilt olan eserinin içerisinde bu şubeleri tek tek sayarak, her şubenin hadislerin altına yerleştirmiştir. Sadece imana ait özellikler bu kadar olursa diğerlerini bir düşünelim.

Burada bazı ayetlerden birkaç misal vereceğiz.

“1. Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir;
2. Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler;
3. Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler;
4. Onlar ki, zekâtı verirler;
5. Ve onlar ki, iffetlerini korurlar;
6. Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu (câriyeleri) hariç. (Bunlarla ilişkilerden dolayı) kınanmış değillerdir.
7. Şu halde, kim bunun ötesine gitmek isterse, işte bunlar, haddi aşan kimselerdir.
8. Yine onlar (o müminler) ki, emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler;
9. Ve onlar ki, namazlarına devam ederler.
10. İşte, asıl bunlar vâris olacaklardır;
11. (Evet) Firdevs’e vâris olan bu kimseler, orada ebedî kalıcıdırlar.” (Müminün Suresi, 23/1-11)

“Rabbinizin bağışına ve takvâ sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun!

O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.

Yine onlar ki, bir kötülük yaptıklarında, ya da kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlayıp günahlarından dolayı hemen tövbe istiğfar ederler. Zaten günahları Allah’tan başka kim bağışlayabilir ki! Bir de onlar, işledikleri kötülüklerde, bile bile ısrar etmezler.

İşte onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetlerdir. Böyle amel edenlerin mükâfatı ne güzeldir!

Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah’ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!

Bu (Kur’an), bütün insanlığa bir açıklamadır; takvâ sahipleri için de bir hidayet ve bir öğüttür.

Gevşeklik göstermeyin, üzüntüye kapılmayın. Eğer inanmışsanız, üstün gelecek olan sizsiniz.” (Ali İmran, 3/133-139)


İnanç, ibadet, muamelat, ahlak gibi konuları içine alan İlmihaller vardır. Temel dinî bilgileri içeren ilmihaller yanında akaid, ibadet, insanlar arası münasebet gibi konulardan yalnız birini veya sadece bir mezhebin, bir tarikatın esaslarını yahut bir zümreyi ilgilendiren bilgileri ihtiva eden özel ilmihaller de yazılmıştır.

İlmihaller konularına göre tasnif edildiği gibi hacimleri dikkate alınarak ansiklopedik, mufassal, muhtasar ilmihal ve cep ilmihali tarzında da gruplandırılır.

Diğer taraftan akaid ve ibadet konularını özetleyen “otuz iki farz”, ahlâk ve görgü kuralları başta olmak üzere ilmihal konularını kısaca içeren “elli dört farz” adlı el kitapları da oldukça yaygındır. Bunlar okunması ve ezberlenmesi kolay olması için yapılmıştır. Bunlardan başka farzın olmadığı anlamına gelmez.

İlmihaller, yazıldıkları dönemin din anlayışını yansıtmaları ve dinî bilgilerin günlük hayata uygulanmasını temin edip din kültürünün toplumun çeşitli kesimlerine yayılmasını sağlamaları bakımından önem taşır.

Meşhur olmuş ve her müminde bulunması gereken 54 farz şunlardır:

1. Allah’ı daima hatırlamak.
2. Helal kazanılmış elbise giymek
3. Abdest almak.
4. Beş vakit namaz kılmak.
5. Cünüplükten gusletmek.
6. Rızk için Allah’a tevekkül (itimad) etmek.
7. Helalden yeyip içmek.
8. Allah’ın taksimine kanaat etmek.
9. Tevekkül etmek.
10. Kazaya (yani Allah’ın hükmüne) razı olmak.
11. Nimete karşılık şükretmek.
12. Belaya sabretmek.
13. Günahlara tövbe etmek.
14. İbadetleri ihlas ile yapmak.
15. Şeytanı düşman bilmek.
16. Kur’an’ı delil tanımak.
17. Ölüme hazırlıklı olmak.
18. İyiliği emredip kötülükten alıkoymak.
19. Gıybet etmemek, kötü şeyleri dinlememek.
20. Anaya babaya iyilik ve itaat etmek.
21. Akrabayı ziyaret etmek.
22. Emanete hıyanet etmemek.
23. Dinin kabul etmeyeceği latifeyi (şakayı) terk etmek.
24. Allah ve Resulüne (asv) itaat etmek.
25. Günahtan kaçınıp Allah’a sığınmak.
26. Allah için sevmek, Allah için buğz etmek.
27. Her şeye ibretle bakmak.
28. Tefekkür etmek. (Cenab-ı Hakk’ın kudretini, azametini ve insanın yaratılışdaki gayeyi düşünmek)
29. İlim öğrenmeye çalışmak
30. Kötü zandan sakınmak
31. İstihza (alay) etmemek
32. Harama bakmamak
33. Daima doğru olmak
34. Esef ve ferahı, yani şımarıklık ve azgınlığı terketmek
35. Sihir yapmamak
36. Ölçü ve terazisini doğru tartmak
37. Allah’ın azabından korkmak
38. Bir günlük nafakası (yiyeceği.içeceği) olmayana sadaka vermek
39. Allah’ın rahmetinden ümid kesmemek
40. Nefsinin kötü arzularına tabi olmamak
41. İçki kullanmamak
42. Allah’a ve mü’minlere suizan etmekten sakınmak
43. Zekat vermek ve mali cihatta bulunmak
44. Hayız (adet) zamanlarında ve nifas halinde hanımı ile cinsel ilişkide bulunmamak
45. Bütün günahlardan; kötülüklerden kalbini temiz tutmak
46. Yetimin malını haksız olarak yememek, onlara iyilik etmek
47. Kibirlilik etmemek
48. Livata (erkekle cinsi münasebet) ve zina yapmamak
49. Beş vakit namazı muhafaza etmek
50. Zulm ile halkın malını yememek
51. Allah’a şirk (ortak) koşmamak
52. Riyadan (gösterişten) sakınmak
53. Yalan yere yemin etmemek
54. Verdiği sadakayı başa kakmamak

Kuran’da Geçen 10 Büyük Sevap

Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükâfatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir.

Anne ve babanın hayır duasını almak. Yani aileye her zaman iyi davranmak, onlara karşı gelmemek ve onlara hayırlı bir evlat olmak.

Hakikî müminin özelliklerinden biri de boş ve faydasız işlerden uzak durmasıdır. Bir ayette bu açıkça belirtilir: “Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler.” Peygamber sav şöyle buyurmuştur: “Din ve dünyaya faydası olmayan şeyi (malayaniyi) terk etmek, kişinin müslümanlığının güzelliğindendir.”

Namaz kılarlar; kıldıkları namazlardan aldıkları lezzet başlarını döndürür.

(Namaz kılmak ve diğer ibadetleri yapmak ancak müminlere kolay gelir. Kur’an-ı kerimde, (İman ve ibadet etmek, müşriklere güç gelir)

Sadaka ver mek Bir âyet-i kerime meali şöyledir:
(Şeytan, fakirleşirsiniz diye korkutup, size cimriliği, çirkin şeyleri emreder, sadaka verdirmek istemez. Allah ise kendi lütfundan size mağfiret ve bol nimet vadediyor. Allah’ın ihsanı geniştir, her şeyi hakkıyla bilendir.)
[Bakara 268]

ALLAH’a ibadet eden Genç !
Efendimiz (s.a.v) ALLAH Teala’nın ibadet eden genç ile meleklerine övünüp “Bakınız benim kuluma, kendi şehvet (ve nefsani heveslerini) benim için terk etmiştir” buyurduğunu haber verir. Rabbimiz’in meleklerine karşı övündüğü ibadet eden genç, yeni bir hayat coşkusu elde eder. Uçsuz bucaksız gibi görünen evren, onu tedirgin edemez. Gelecek endişesi gönlünü daraltamaz.

Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. Birbirine dargın olanları barıştırmak gerekir.

Hazret-i Musa, (Ya Rabbi, dargın olanları barıştırana ne ecir verirsin? diye sordu. Hak teâlâ, (Kıyamet gününde selamet verir, korktuğu şeylerden emin eder, umduğu şeylerle şereflendiririm) buyurdu.

İyiliği emredip kötülükten men etmek müminin özelliklerindendir. Nitekim, “Emri b-i’lmaruf, nehyi ani’lmünker yani iyiliği emretmek, kötülükten menetmek” de farz-i kifayedir.

Bütün mahlûkata karşı şefkat vemerhametle muamele etmek Allah Teâlâ’nın emridir. İnsan olsun, hayvan olsun, mutî olsun, âsî olsun herkese karşı merhametli olmak, dinimizin emridir.

İnsanlara şefkat ve merhamet göstermeyen kimseye Cenâb-ı Hakk merhamet etmez. Nitekim bir hadîs-i şerîfte:

“Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.” buyurulmuştur. (Buhârî)

Doğru sözlülük. “Ey inananlar! Allah’a karşı saygılı olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” Tevbe sûresi (9)

Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Müslüman hayatı boyunca hata edebilir, yanılabilir, şeytana uyabilir, günah işleyebilir ama asla yalancı olamaz. Her işinde ve her hareketinde doğru ve dürüsttür, yalana asla bulaşmaz.

Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. Allah yolunda ölmenin ön şartı, Allah yolunda olmaktır, Alah yolunda yaşamaktır.

Cihad etmek sadece savaşmak değilidr. *Kimin ayakları Allah yolunda tozlanırsa, Allahü Teâlâ onu ateşe haram kılar* diyor Allah rasülü.Allah rızasına niyet edip çıkılan yolların hepsi cihad kapsamına girer.
Hasta ziyareti, akraba ziyareti, küs olanları barıştırmak gibi girişimlerde bulunmak. Sevaplar içinde ALLAH cc sevdiği Ameller kapsamına giriyor.

En büyük günah

Sual: En kıymetli ibadet ve en büyük günah net olarak hangisidir? Hadis-i şeriflerde çok farklı bildiriliyor. Bir hadiste ana babaya itaat, başka birisinde namaz deniyor. Günahlar için de aynı şekilde farklı hadis-i şerifler var. Yedi büyük günah bildiriliyor. Başka bir hadiste bu yedi günahın dışında olarak zina en büyük günah denirken, başka bir hadiste içki içmek en büyük günah olarak bildiriliyor. Bunların sebebi nedir?
CEVAP
Hangi ibadet, Allahü teâlânın rızasına kavuşturursa, o en büyük ibadet olur. En büyük günah ise, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da biz bilemeyiz. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalıdır. Belki bizim büyük sanmadığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Nefsine yenilip günah işleyen de, korku içinde olmalıdır. Bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Pervasızca günah işleyen mümine Allahü teâlâ gazap eder.)[Ukaylî]

Hadis-i şeriflerin farklı olmasının sebebi ise şudur:
Suali soranların hallerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Kimisi için namazdır, kimisi için emri maruftur. Günahlar da öyledir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Bir de, zamana göre, uygun cevap verilmiştir. Mesela İslamiyet’in ilk zamanları cihad önemli idi. Günümüzde emr-i marufun, ehli sünnet itikadını yaymanın önemi büyüktür. Demek ki, kişilerin hallerine ve zamana göre büyüklük değişiyor. Zaten emredilen ibadetleri yapmak, yasak edilenlerden kaçınmak her Müslümanın her zaman vazifesidir.

Sual: Şirk hariç, en büyük günah nedir?
CEVAP
Günah, Allahü teâlânın emirlerini yapmamak yani isyan etmek olduğu için, günahların hepsi de büyüktür. En büyük günah, Allahü teâlânın gazabına sebep olan günahtır. Bunu da insan bilemez. Allahü teâlânın gazabı günahlar içinde saklıdır. Onun için her günahtan kaçınmalı. Belki bizim küçük sandığımız bir günah, Onun gazabına sebep olabilir. Âlimlerimiz buyuruyor ki:
En büyük günah, bid’at itikadında olmaktır. Doğru iman bilgileri öğrenilmezse, yani iman bozuksa, yaptığı ibadetlerin hiç kıymeti olmaz.

En büyük günah, günahı bilmemektir. Ondan daha büyük günah ise, günahı ibadet olarak yapmaktır. Bid’at işleyenler böyledir. Bid’ati, dinin emri gibi yapar.

En büyük günah, kalb kırmaktır.
En büyük günah, kibirdir.
En büyük günah, gıybettir.

En büyük günah, namazı özürsüz kazaya bırakmaktır. Farzları, vazife bilip, kaza etmeyi, ödemeyi düşünmek şartı ile, tembellikle yapmamak, en büyük günahtır. Vazife bilmemek, önem vermemek ise, küfür olur. Namaz kılmamak, diğer bütün günahlara yol açacağı için, en büyük günah namaz kılmamak denebilir. Namaz kılan, diğer günahlardan korunur. Çünkü Kur’an-ı kerimde, namazın bütün kötülükleri önleyeceği bildiriliyor.

Büyük günahlarla ilgili hadis-i şeriflerden bazıları şunlardır:
(En büyük günah, katillik, ana babaya zulüm, yalan yere şâhitliktir.) [Deylemi]

(En büyük günah, yalan yere yemin etmektir.) [Buhari]

(En büyük günah, dünya sevgisidir.) [Deylemi]

(Dünya sevgisi, bütün günahların başıdır.) [Beyheki, İbni Ebi-d-dünya]

(En büyük günah, zinadır.) [İbni Ebi-d-dünya]

(En büyük günah, içki içmektir.) [Taberani]

(En büyük günah, Allah hakkında suizan etmektir.) [Deylemi]

(En büyük günah, haksız yere, bir Müslümanın malını almaktır.)[Taberani]

(En büyük günah, faiz, iffetli kadına iftira, yetim malı yemektir.)[Taberani]

(En büyük günah, kişinin, geçimi kendisine ait olanları ihmal etmesidir.) [Müslim]

(En büyük günah, kişinin borcunu ödemek için mal bırakmadan ölmesidir.) [Ebu Davud]

(Gıybet zinadan da büyük günahtır. Zinadan tevbe edeni Allahü teâlâ affeder. Gıybet edilen, gıybet edeni affetmedikçe, affolmaz.) [Taberani]

(Livata yapan mel’undur.) [İ. Ahmed]

(Vasiyette vârislerden birini zarara sokmak büyük günahtır.) [İbni Cerir]

(Avret yerlerini açmak büyük günahtır.) [Hâkim]

(Bir Müslümanın kalbini kırmak, Kâbe’yi yetmiş kere yıkmaktan daha günahtır.) [R. Nasıhin]

(Küçük günaha devam etmek, büyük günah olur.) [İ. Asakir]

(Küçük görünen günahlar, toplanınca sahibini helak eder.)[Taberani]

(Şu yedi büyük günahtan kaçının: 1- Allah’a şirk koşmak, 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek.) [Taberani]

(İlmi gizlemekle yapılan hıyanet, malda yapılan hıyanetten daha büyük günahtır.) [Ebu Nuaym]

Hadis-i şeriflerde, suali soranların hâllerine uygun, çeşitli cevaplar verilmiştir. Bazısı için zina, onun felaketine sebep olur, bazısı için de içki sebep olabilir. Günahın büyüklüğü, kişilerin hâllerine ve zamana göre değişiyor.

Sual: Şu hadisi bildirdiniz:
(Beş vakit namaz kılan, Ramazan orucunu tutan, zekatını veren ve yedi büyük günahtan kaçınana, Cennetin bütün kapıları açılır, selamet ve emniyet içinde gir denilir.) [Nesai]
Bu hadiste bildirilen yedi büyük hangileridir?
CEVAP
Yedi büyük günah şunlardır: 1- Allah’a şirk koşmak. 2- Büyücülük, 3- Katillik, 4- Harpten kaçmak, 5- Yetim malı yemek, 6- Faizcilik, 7- Namuslu kadına iftira etmek. (Buhari, Müslim) Başka bir hadis-i şerifte de, yedi büyük günah içinde Müslüman olan ana babaya asi olmak ifadesi geçiyor. Allah’a şirk koşmak küfürdür. Küfür de, bazen büyük günahlar arasında sayılır.

Allah kimleri sevmez
Sual: Allah kimleri sevmez?
CEVAP
Allahü teâlâ, kâfirleri de, günah işleyen Müslümanları da sevmez. Bu ikisi arasında elbette fark vardır. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:
Allahü teâlânın kâfirlere düşmanlığı, zatından yani kendisindendir. Müslümanların işlediği günahları ise, sıfatları sevmez. Bu düşmanlık sıfatlara aittir. Rahmet sıfatı, zatın düşmanlığını ortadan kaldırmaz.(1/266)

Birkaç âyet-i kerime meali şöyledir:
(Allahü teâlâ, kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]

(Allahü teâlâ, israf edenleri sevmez.) [Enam 141]

(Allahü teâlâ, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez.)[Lokman 18]

Birkaç hadis-i şerif meali de şöyledir:
(“Allah’tan kork” denince, “Sen kendine bak” diyeni Allahü teâlâ sevmez.) [Beyhekî]

(Düşmanlıkta ileri gidenleri Allahü teâlâ sevmez.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, kibirlileri sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, komşusuna sıkıntı vereni sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, eshabımı ve akrabamı incitenleri sevmez.)[Taberani]

(Allahü teâlâ, çok yiyip içeni ve çok uyuyanı sevmez.) [İ. Gazali]

(Allahü teâlâ, cimriliği sevmez.) [Berika]

(Allahü teâlâ, çirkin söz söyleyeni sevmez.) [İbni Ebi-d-dünya]

(Allahü teâlâ, zalim zengini sevmez.) [Bezzar]

(Allahü teâlâ, taatten gafil olanı sevmez.) [Deylemi]

(Allahü teâlâ, çalışmayan gençleri sevmez.) [Münavi]

(Allahü teâlâ, hakkı kabul etmekte inat edeni sevmez.) [Buhari]

En şiddetli azap
Sual: Müslüman olduğu hâlde, günahları çok gelerek Cehenneme düşen kimseler içinde, azabı en şiddetli olan kimlerdir? Yani hangi günah sebebiyle şiddetli azaba maruz kalırlar?
CEVAP
Bu, şahıslara göre değiştiği gibi, günahı işleyiş sebeplerine göre de değişir. Mesela bir kralın zulmü ile bir kölenin zulmü aynı olamaz. Put yapanla, resim çizenin, azapları aynı olmaz. Niyetlerine göre değişir. Peygamber efendimizin, bazı günahların önemini bildirmek için, (Şu günahları işleyen en şiddetli azaba mâruz kalacaktır) buyurduğu olmuştur. Bunlardan üç hadis-i şerif meali şöyledir:
(Kıyamette azabı en şiddetli olan, canlı resmi yapandır.) [Buhârî]

(Kıyamette azabı en şiddetli olan, zâlim hükümdardır.) [Beyheki]

(Kıyamette azabı en şiddetli olan, ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.) [Taberanî]

ALINTI BiR SORU Ve CEVABI:

Bende kafama takılan birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum..
Dinimizle ilgili hep bu tarz sözler duymuşumdur yada okumuşumdur hayatım boyunca:
Şu gecede ibadet edersen tüm günahlarından arınırsın..Bu gece namaz kılarsan 1000 defa hacca gitme sevabı kazanırsın vs..Bunlar kitabımızdamı yazıyor yoksa birtakım kişilerin uydurdukları hurafelermi bilmiyorum,açıkcası fazla bilgim yok bu konularda ama inançlı biriyim genel olarak..
Benim garibime giden şeyde bu tür şartların bazı kişiler için adil olmaması durumu.Yani adam ömrü boyunca günah işlesin,yapmadığı kötülük kalmasın.Ve bir gecede tüm günahlarından arınsın ve hatta hacca gitmiş gibi olsun.Peki ömür boyu iyilik yapmış lakin sadece ibadetini aksatmış birinin öbür dünyadaki durumu gözönünde bulundurulduğunda adaletli bir durummudur sizce bu?Şahsen benim için değildir..Dini adaletin biraz daha ince kurallarla donatılması gerektiğini düşünüyorum ben.Kötünün hakkı kötüye,iyinin hakkıda iyiye verilmelidir.Evet ibadettee etmelidir her mümin ama bazende affediciliğin bir sınırı olması beklenir vicdani açıdan bakıldığında.Misal siz ailenizi katleden bir adamı affedermisiniz?Merhamette bir yere kadardır..
Mesela şöyle:
“Her kim haram aydan, üçgün , Perşembe, Cuma ve Cumartesini tutarsa, ALLAH C.C. ona 900 sene ibadet (sevabı) yazar.”

Receb ayının son üç günü içinde bir gün varki, o günü oruç ile yakalayan 100 sene gündüz oruç tutmuş ve gece namaz kılmış sevabı alır.
Recep ayının (Regaib Kandili) 15’inde tutulan oruç 30 yıllık oruca denktir. Ayrıca Receb ayında tutulan bir gün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.

Arefe günü orucu ise geçen ve gelecek senenin günahlarını örter.

İnsanın aklınada şöyle birşey geliyor.Misal Receb ayında tutulan birgün oruç 600 sene ibadetten efdaldir.O zaman birgünlük ibadet hatta insan ömrü düşünüldüğünde 70 yıllık ibadet bunun yanında nedirki?Sen zaten bu şartı yaptığın zaman 600 sene ibadet yapmış gibi oluyorsun.Bunuda yaptığın kadarıyla çarparsan çok büyük bir rakam çıkıyor..

Derdimi anlatabildimmi bilmiyorum..İnşallah bununla ilgili tatmin edici cevaplar alırım ve dine bir adım daha yaklaşma konumum olur bu sayede..

NOT:İnancım hatrı sayılır derecede iyidir lakin fazla bilgim olmadığı için bu tür olaylara daha felsefi açıdan yaklaşma tarzımı sakıncalı bulduysanız mazur görün..

Sizin bu söylediklerinizi eminim çoğu insanda düşünmüş kafa yormuştur buna.Söylediğiniz şeyler aslında bizleri ibadet yapmaya teşvik için söylenmiştir.Allahın sonsuz merhamet sahibi olduğunu anlatmak,yapılan samimi bir tövbenin Allah tarafından kabul edileceğini hatırlatmak içindir.
Burada adaletsiz bir durum olduğunu söylemek yanlış olur sanırım.Allah kullarına karşı adaletsiz davranmaz,birinin yaptığı ibadetin sevabını alıp bi başkasına vermez.Bu mümkün değil.Herkes iyi yada kötü az yada çok yaptığı amellerin,işlediği kötülüklerin karşılığını alacaktır inşallah…

YApılan ibadetlerinde,işlenen iyi yada kötü amellerinde bir olmadığı ayetlerde yazar.Yapılan iyi bir amelin karşılığının en az bire on olacağını bildiren ayetlerde var.Bunun ucu açıktır sonsuz merhamet sahibi olan Allah bunu dilediği kadar artıırır…Yapılan bir kötülüğün karşılığıda sadece bire bir dir.Yani sevaplarda olduğu gibi yapılan kötülüğün cezasını artımaz Allah…

Belli gün ve gecelerde,süresi belli olan aylarda yapılan ibadetlerin diğer zamanlarda yapılan ibadetlere göre daha üstün olduğu,haliylede bunların mükafatınında diğrelerinden daha çok olacağını düşünmek çokta yanlış olmaz.Örnek;Vaktinde kılınan namazla kazaya kalmış bir namaza verilen sevabın bir olmayacağı gibi.bAşka bi örnek daha;Ramazan ayında olduğu bilinen ama hangi günün gecesinde olduğu net olmayan,Allahın bin aydan daha hayırlı olduğunu bildirdiği Kadir gecesinin gizli tutulması bizleri bütün bir ayı ibadetle geçirmemiz için teşviktir.
Bu tip sevap bildirimleri genellikle hadisi şeriflerden kaynaklanmaktadır.
Bazı gün ve gecelerin hususi sevapları da vardır.
Ancak bilinmelidir ki, bu tip özel sevap kazanılmasına sebep olan, özel gün ve gecelerde yapılan ibadetler, o tip (aynı cins) ibadetten, farz borcu olmayan insanlar için müjdelenmiştir.
Farklı boyutlar var bu tip bildirimlerde.
Bizim için en önemli ibadetler, bize farz olan ibadetlerdir. Bunlar Allahü Teala tarafından bize verilen vazifelerdir. Bunları yapmaktan sorumluyuz. Yapmazsak azab olduğu bildirilmektedir. Yaparsak ta mutlaka karşılığı var.
Farz olan ibadetlerin en önemlisi namazdır. Ölürken Azrail a.s. insanın hayatında kıldığı namazlara bakarak, o insanın canını alacaktır.
Kabirde de aynı şekilde.
Ahıret aleminde ise yine bize ilk sorulacak şey namazdır. Eğer namaz hesabını verebilirsek, diğer hesapların çok kolay verileceği bildirilmektedir.
Sırat köprüsünde de aynı şekilde.
Hiç bir ibadet farz olan ibadetlerle kıyas teşkil edemez. Farz ibadetin yanında diğer ibadetlerin, denizin yanında bir damla bile olmadığı bildirilmektedir.
Farz ve vacibleri emredildiği şekilde yapmalı, haramlardan da kaçınmalıyız.
Ancak ibadetler bizi kurtarmaz, cennete götürmez. İbadetleri vazifemiz olduğu için yapmalıyız. Öbür tarafta hesabını vermemek için.
Ahırette hesap kitapta, Allahü Teala dilerse hiç bir ibadetimizi kabul etmeyebilir. Veya yaptığımız ibadetlerin tamamı, layıkıyla yapılmadığından veya sadece göz nimetinin karşılığını vermeye bile yetmediğinden, mizan tartısında, günahlartımızdan hafif gelebilir.
Cenete sadece Allahü Teala’nın rahmeti ile girilir, ibadetlerle değil.
Yine söylüyorum, farz olan ibadetleri borcumuz olduğu için mutlaka yapmalıyız. Sünnet ve nafile olanlarda ise ileride bize çok büyük hususi fayda sağlayacak özellikler vardır. Bu yüzden nafilelerde de gevşek davranmamamız gerekir.
İslam alimleri buyuruyorlar ki, önemli olan ahıret için azık toplamak değildir.
Önemli olan Allahü Teala’nın rızasına uygun şekilde yaşamak, bu dünyada iken onun rızasını almak gerekir.

Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir?

Sevab: Hayır; hayırlı iş; Allah (c.c) tarafından mükafatlandırılacak doğruluk ve iyilik karşılığı; Allah (c.c)ın rızasını kazanmaya mahsus iyi amel demektir. 1. Kitap ve sünnete sarılmak. 2. Allah için faydalı ilim tahsil etmek ve onunla amel etmek. 3. Bedeni, elbiseyi, oturulan yeri temiz tutmak. 4. Namazı hakkıyla kılmak. 5. Namazdan hemen sonra dua ve zikirde bulunmak. 6. Allah (c.c)rızası için imamlık ve müezzinlik yapmak. 7. Namazda birinci safta bulunmak. 8. Akşamla yatsı namazı arasında altı rekatlık evvabin namazı kılmak. 9. İki ile on iki rekat gece namazı (teheccüd) kılmak 10. İki ile on iki rekat kuşluk namazı (satât-ı duha) kılmak. 11. Cuma namazı kılmak. 12. Zekat ve sadaka vermek. 13. Faizsiz ödünç vermek. 14. Yemek yedirmek ve su içirmek. 15. Nimetten dolayı şükretmek. 16. Oruç tutmak 17. Kadir gecesini ibadetle ihya etmek 18. Arefe günü oruç tutmak ve sadaka vermek. 19. aşure günü oruç tutmak. 20. Şaban ayını ve berat kandilini ibadetle geçirmek. 21. Pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak. 22. Oruçluya iftar yemeği ikram etmek 23. Zaman zaman ve özellikle ramazan’ın son on gününde itikafa girmek 24. İki bayram gecesini ibadetle ihya etmek. 25. Allah (c.c) rızası için kurban kesmek. 26. Şartlarına uygun helal kazanç ile hac ibadeti yapmak. 27. Allah (c.c) yolunda cihad etmek ve o’nun uğruna şehit düşmek. 28. Kur’an öğrenmek ve öğretmek. 29. Allah (c.c)ı anmak ve o’na dua etmek. 30. Alın teri, el emeği ile geçinmek. 31. Alım satımda kolaylık göstermek. 32. İyilikle emredip kötülükten men etmek. 33. Müslüman’ın sıkıntı ve üzüntüsünü gidermek. 34. Ana – babaya saygı gösterip, iyilik etmek. 35. Yakın ve uzak akraba ile ilgi kurmak. 36. Yetimi, dulu ve yoksulu himaye etmek. 37. Komşu haklarına saygı göstermek. 38. Dost ve arkadaşları ziyaret etmek. 39. Misafirperverlik ve misafire ikram. 40. Ağaç dikmek ve ormanı korumak. 41. Edep, haya, nezaket, saygı sahibi ve güzel ahlaklı davranmak. 42. Nezaket, incelik ve yumuşaklık. 43. Selam vermek, selam almak, ve onu yaygınlaştırmak. 44. Güler yüz gösterip, el sıkışmak. 45. Bozuşan, dargın duran iki kişinin arasını bulmak. 46. Hayırlı söz söylemek, değilse susmak. 47. Doğru sözlülük. 48. Gelip geçenleri rahatsız eden şeyleri yoldan gidermek. 49. Ahde vefa, emanete riayet etmek. 50. Allah (c.c) için sevmek ve allah (c.c) için sevmemek. 51. Salih kişilerle oturup sohbet etmek. 52. Din kardeşine gıyabında dua etmek. 53. Tevbekar olup, günahlardan arınmak. 54. Allah (c.c) korkusundan ağlamak. 55. Başa gelen musibetlere sabretmek. 56. Hasta olan din kardeşlerimizi, ziyaret etmek. 57. Ölüyü yıkamak kefenlemek 58. Adil olup, adaletli davranmak. 59. İnsanlara ve diğer mahlukata karşı merhametli ve şefkatli olmak. 60. Evlenip mutlu bir aile yuvası kurmak. 61. Çoluk çocuğa şefkatli davranmak. Kaynak: Kurtarıcı Sevaplar Nelerdir?

İki kat sevap alanlar

Sual: Bir ibadeti yapınca herkes bir sevap alırken iki sevap alan kimseler de olur mu?
CEVAP
Evet vardır. Aynı ameli işleyen kimseden Eshab-ı kiram daha çok sevap alır. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:
(Yemin ederim ki, bir kimse, Uhud dağı kadar altın sadaka verse, eshabımdan birinin bir avuç kadar arpa sadakasının sevabına kavuşamaz.) [Buhari]

İhlası çok olanın aldığı sevap da çok olur. İki kat sevap alanlar çoktur. Bu konudaki hadis-i şeriflerden bazıları şöyledir:
(Şunlar amellerine karşılık iki sevap alırlar:
1- Resulullahın ezvâc-ı tahiratı [müslümanların anneleri olan temiz hanımları],
2- Ehl-i kitap [kitaplı kâfir] iken tevbe edip müslüman olanlar,
3- Köle olan, hem Allahü teâlânın hem de efendisinin hakkını ödediği için.) [Buhari]

(Akrabaya verilen sadakanın sevabı iki kat olarak verilir. Yani hem sadaka ve hem da sıla-i rahim sevabı kazandırır.) [Taberani]

(İkindi namazı, sizden önceki ümmetlere de farz idi, fakat onlar bunu terk ettiler. Bu namaza devam edene iki kat ecir vardır.) [Müslim, Nesai]

Cuma günü yapılan ibadetlere en az, iki kat sevap verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır. (Riyad-ün-nasihın)

Her günahtan sonra, hemen tevbe etmek farzdır. Tevbeyi bir saat kadar geciktirince, günah iki kat olur. (Hak Sözün Vesikaları)

Resulullah efendimize verilecek sevaplar, diğer Peygamberlere verilecek sevaplardan kat kat fazladır. Makbul bir ibadet ve hayırlı bir iş işleyene verilen sevap kadar bunun hocasına da verilir. Hocasının hocasına dört misli, onun hocasına sekiz misli, onun da hocasına onaltı misli olmak üzere, Resulullaha kadar her hocaya talebesinin iki misli sevap verilir. Mesela, yirminci hocasına 524288 sevap verilir. Resulullaha, ümmetinin her iyi işi için sevap verilir. Muhammed aleyhisselama verilecek olan sevapların sayısı, bu hesaba göre düşünülürse, hepsinin miktarını Allahü teâlâdan başka kimse bilmez. Selefi salihinin, sonra gelenlerden daha efdal, daha üstün oldukları bildirildi. Sevap sayısı bakımından bu üstünlük meydandadır. (Herkese Lazım Olan İman)

(Bir hayrın yapılmasına yol gösteren onu yapan gibidir) mealindeki hadis-i şerife göre, sadakayı açıktan vermek, iyiliği açıkça yapmak iki kat sevap olur. Biri, sadaka sevabı, ikincisi ise, başkalarını teşvik etmek sevabıdır. Bir hadis-i şerif meali:
(Sadakayı gizli vermek, açıktan vermekten efdaldir. Ancak, örnek olmak için, teşvik etmek için açıktan verilen sadaka gizli sadakadan efdaldir.) [Deylemi]

Riya korkusu olursa sadakayı gizli vermek daha sevaptır. (Ya Resulallah, hangi sadaka daha faziletlidir?) diye sorulunca, (Az maldan gizli verilen sadaka) buyurup, (Eğer sadakayı açık verirseniz güzel olur, gizli verirseniz, sizin için daha hayırlıdır) mealindeki âyet-i kerimeyi okudu. (Taberani)

Bir iyiliğe çok sevab
Sual: S. Ebediyye’de, (Cuma günü yapılan ibadetlere, en az iki kat sevab verilir. Cuma günü işlenen günahlar da, iki kat yazılır) deniyor. Günahlar niye iki kat yazılıyor?
CEVAP
Bu, cuma gününün faziletindendir. Bir şeyin kıymeti ne kadar çoksa, ona saygısızlığın günahı o kadar büyük olur. Bir hadis-i şerif:
(Allah katında, cuma günü işlenen sevabdan daha kıymetlisi olmadığı gibi, o gün işlenen günahtan daha kötüsü yoktur.) [Cami-üs-sagir]

Sokakta günah işlemek günahtır, camide işlenirse daha çirkin olur. Hele Kâbe’de işlenirse daha büyük olur. İşlenen aynı günah, işleyene ve işlenen yere göre de değişir. Bir hadis-i şerif:
(Komşu kadına, arkadaş hanımına şehvetle bakmak, yabancı kadına bakmaktan on kat daha günahtır. Evli kadınlara bakmak, kızlara bakmaktan bin kat daha günahtır. Zina günahları da böyledir.) [Taberanî]

Demek ki aynı günah, yapılan yere ve şahıslara göre değişiyor. Bunun dışında ise, Cenab-ı Hak iyiliklere kat kat sevab verirken günahlara kat kat vermiyor, bir günahı bir günah olarak yazıyor. Dört hadis-i şerif:
(Müslümanın her iyiliği için, on katından yedi yüz katına kadar sevab yazılır. Her günahı için ise bir misli yazılır.) [Müslim]

(Her iyilik için on mislinden yedi yüze kadar sevab yazılır. Her kötülük ise, bir misli yazılır. Allah onu affederse hiç yazılmaz.) [Buhârî]

(Rabbiniz rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevab yazar. Yapana on mislinden yedi yüz misli veya daha fazla sevab yazar. Kötülüğü isteyip de yapmayana bir sevab, yapana ise bir günah yazar, dilerse onu affeder.) [Taberanî]

(Allahü teâlâ buyuruyor ki: Bir iyilik yapmak isteyip de, yapamayan kuluma, bir sevab yazarım. Yaparsa on mislinden yedi yüz misline kadar sevab yazarım. Bir kötülük düşünüp de yapmayana bir şey yazmam. Yaparsa sadece bir günah yazarım.) [Buhârî]

Dört âyet-i kerime meali:
(Hasene ile [salih amelle] gelene, [en az] on kat sevab verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, misliyle cezalanır. Hiçbiri haksızlığa uğratılmaz.) [Enam 160]

(Hasene ile [salih amelle] gelene, ondan daha iyi bir mükâfat verilir. Seyyie ile [günahla] gelen de, sadece yaptığı kadar ceza görür.) [Kasas 84]

(Malını Allah yolunda harcayanın hâli, her başağında yüz tane bulunan yedi başaklı bir tohuma benzer. Allah dilediğine daha fazla da verir.) [Bekara 261]

(Allah, [kötülüğün cezasını adaletle verir] zerre kadar haksızlık etmez, zerre kadar iyiliğin sevabını da kat kat artırır ve ayrıca büyük mükâfat verir.) [Nisa 40]

Allahü teâlâ, sevabı kat kat vermekle ve günahları affetmekle kalmıyor. Günahlarını sevaba çevirdikleri de vardır. Bir âyet-i kerime meali de şöyledir:
(Tevbe edip iman eden ve salih amel işleyenlerin günahlarını sevablara çeviririm. Allah gafur-ür-rahimdir, çok affedici ve çok merhametlidir.) [Furkan 70]

Bire yediyüz sevap

Sual: Yapılan iyilik ve ibadetlere, en çok ne kadar sevap verilir?
CEVAP
Allah rızası için yapılan iyiliklerin, sadakanın, zekatın karşılığı verenin ihlas derecesine göre, bire ondan bire yediyüze, hatta daha fazla olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Mallarını Allah yolunda harcayan kimselerin hâli, yedi başak bitiren ve her başağında yüz tane bulunan bir tohuma benzer. Allahü teâlâ, dilediğine daha fazla da verir. O vâsi ve âlimdir.) [Bekara 260]

[Vâsi, takat ve kudret sahibidir, ihsan ettiği şeyler Ona darlık vermez.
Âlim, her şeyi, haliyle, hakikat ve özüyle bilicidir. İnfak edenin niyetini, ihlaslı olup olmadığını ve infak kudretini bilir.
İnfak, harcama, ihtiyaç karşılamadır.]

Hadis-i şeriflerde ise buyuruldu ki:
(Bir iyiliğe on mislinden 700 misline kadar sevap verilir. Ancak oruç hariç, Allahü teâlâ, onun mükafatını ben [hesapsız] veririm buyurdu.) [İbni Huzeyme]

(Rabbiniz, rahimdir. Bir iyilik yapmak isteyip de yapamayana, bir sevap verir. Yapana on mislinden 700 misline kadar veya daha fazla sevap yazar. Kötülük yapmak isteyip de yapmayana bir sevap, yaparsa bir günah yazar.) [Taberani]

Allahü teâlânın rahmeti, ihsanı boldur. Zerre kadar bir iyiliğe dağ kadar sevap verir. Mülk Onundur, dilediğine dilediği kadar ihsan eder. Kimse Ondan hesap soramaz.

Sevap-günah miktarını, göklerin büyüklüğünü, uzaklıkları ve ahiretteki zamanları ve dünyanın yaratılışını ve mahlukların sayısını bildiren rakamlar, miktar sayısını göstermek için değil, miktarın çokluğunu anlatmak içindir.

Sevabı en büyük olan beş hayırlı amel

Peygamberimiz’in (sav) hadislerinde de en hayırlı amel konusunda değişik ameller zikredilmiştir. Önemli olan niyettir. Peygamberimiz (sav) “Ameller niyetlere göredir.” buyuruyor. İnsanın bir amelde niyeti ve ihlası önemlidir. Bazı zaman olur küçük gördüğümüz bir amel Allah’ın rızasına uygun olurken diğer taraftan çok büyük zannettiğimiz bir amel çeşitli sebeblerden dolayı insana hiç sevap getirmeyebilir.

Amellerde dikkat edilecek en önemli husus, sevap hesabı yapmak yerine Allah’ın rızasını kazanmak olmalıdır.

En çok sevap kazandıran ibadetler farz olanlar, sonra vacip olanlar, sonra da nafile olanlardır. Zor şartlarda nefsi zorlayarak yapılan ibadetlerin, özellikle gençlikteki ibadetlerin sevapları fazladır. Mübarek gecelerde, kutsal topraklarda ,mescitlerdeki dua ve ibadetlerin sevabıda fazladır.

HADİS-İ ŞERİFLERDE BİLDİRİLEN EN FAZİLETLİ AMELLER:

Hz. Peygamber (sav)’ın bir hasırı vardı, geceleri perde yapıp gerisinde namaz kılardı, gündüzleri de yayıp üzerine otururdu. Halk da Resulullah (sav)’ın yanına dönüp (gelip) aynen onun gibi namaz kılmaya başladılar. Sayı gittikçe arttı. Bunun üzerine Resulullah (sav) onlara yönelerek şunu söyledi:

“Ey insanlar, takat getireceğiniz işleri yapın. Zira siz (dua etmekten) usanmadıkça Allah da sevap yazmaktan usanmaz. Allah’a en hoş gelen amel, az da olsa devamlı olanıdır.”

Ravi der ki: Muhammed (sav)’ın ailesi bir iş yapınca onu sabit kılardı (artık terketmez devamlı yapardı). Buhari’nin Ebu Hüreyre (ra)’den yaptığı bir rivayette:

“Orta yolu tutun, güzele yakın olanı arayın, sabah vaktinde, akşam vaktinde, bir miktar da gecenin son kısmında yürüyün (ibadet edin), ağır ağır hedefe varabilirsiniz. Unutmayın ki sizden hiç kimseye, yaptığı amel, cenneti kazandırmayacaktır.” buyurdu.

“Sen de mi (amelinle cennete gidemiyeceksin) ey Allah’ın Resulü?” dediler.

“Evet, ben de. Allah affı ve rahmeti ile muamele etmezse ben de!”

Buhari ve Nesai’de gelen bir başka rivayette:

“Bu din kolaylıktır. Kimse (aşırı gayretle) dini geçmeye çalışmasın, (başa çıkamaz, yine de yapamadığı eksiklikleri kalır ve) galibiyet dinde kalır.” buyrulmuştur.

[Buhari, İman 16-29, Ezan 81, Rikak 18; Müslim, Salat 283, (782); Muvatta, Salatu’l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Kıyamu’l-Leyl 1, (3, 218); Ebu Davud, Salat 317, (1368)]

* * *

Yanımda Beni Esed kabilesinden bir kadın vardı. Bu sırada Hz. Peygamber (sav) içeri girdi ve:

“Bu kimdir?” buyurdu.

“Falancadır, geceleri hiç uyumaz, (ibadet yapar)” dedim. Resulullah (sav):

“Sus, yeter! Size, takat getirebileceğiniz amel yaraşır. Siz (ibadet yapmaktan) usanmadıkça, Allah da (sevab vermekten) usanmaz. Allah’a en hoş gelen dini amel, kişinin devamlı olarak yaptığı ameldir.” buyurdu.

[Buhari, İman 32, Teheccüd 18; Müslim, Salatu’l-Musafirin 220-221 (785); Muvatta, Salatu’l-Leyl 4, (1, 118); Nesai, Salatu’l-Leyl 17 (3, 218)]

* * *

Resul-i Ekrem (sav), (bir gün) sordu:

“En hayırlı olan ve derecenizi en ziyade artıran, melikinizin yanında en temiz, sizin için gümüş ve altın paralar bağışlamaktan daha sevaplı, düşmanla karşılaşıp boyunlarını vurmanız veya boyunlarınızı vurmalarından sizin için daha hayırlı olan amelinizin hangisi olduğunu haber vereyim mi?”

“Evet! Ey Allah’ın Resulü!..” dediler.

“Allah’ın zikridir!” buyurdu.[Tirmizi, Da’avat 6, (3374); Muvatta, Kur’an 24]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah Teala Hazretleri şöyle ferman buyurdu:

“Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (ayni veya kifaye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim mi artık ben onun işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı (aklettiği kalbi, konuştuğu dili) olurum. Benden bir şey isteyince onu veririm, benden sığınma talep etti mi onu himayeme alır, korurum. Ben yapacağım bir şeyde, mü’min kulumun ruhunu kabzetmedeki tereddüdüm kadar hiç tereddüte düşmedim. O ölümü sevmez, ben de onun sevmediği şeyi sevmem.” (Buhari, Rikak 38)

* * *

Bir seferde Resulullah (sav)’la beraberdik. Bir gün yakınına tesadüf ettim ve beraber yürüdük.

“Ey Allah’ın Resulü, beni cehennemden uzaklaştırıp cennete sokacak bir amel söyle!” ddim.

“Mühim bir şey sordun. Bu, Allah’ın kolaylık nasib ettiği kimseye kolaydır; Allah’a ibadet eder, Ona hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılarsın, zekat verirsin, Ramazan orucunu tutarsın, Beytullah’a hacc yaparsın!” buyurdular ve devamla:

“Sana hayır kapılarını göstereyim mi?” dediler.

“Evet ey Allah’ın Resulü!..” dedim.

“Oruç (cehenneme) perdedir; sadaka hataları yok eder, tıpkı suyun ateşi yok etmesi gibi. Kişinin geceleyin kıldığı namaz salihlerin şiarıdır.” buyurdular ve şu ayeti okudular. (Mealen):

“Onlar ibadet etmek için gece vakti yataklarından kalkar, Rabblerinin azabından korkarak ve rahmetini ümid ederek O’na dua ederler. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeyden de bağışta bulunurlar.” (Secde,32/16).

Sonra sordu:

“Bu (din) işinin başını, direğini ve zirvesini sana haber vereyim mi?”

“Evet, ey Allah’ın Resulü!..” dedim. “Dinle öyleyse” buyurdu ve açıkladı:

“Bu dinin başı İslam’dır, direği namazdır, zirvesi cihaddır!” Sonra şöyle devam buyurdu:

“Sana bütün bunları (tamamlayan) baş amili haber vereyim mi?”

“Evet ey Allah’ın Resulü!..” dedim.

“Şuna sahip ol!” dedi ve eliyle diline işaret etti. Ben tekrar sordum:

“Ey Allah’ın Resulü! Biz konuştuklarımızdan sorumlu mu olacağız?”

“Anasız kalasıca Muaz! İnsanları yüzlerinin üstüne -veya burunlarının üstüne dedi- ateşe atan, dilleriyle kazandıklarından başka bir şey midir?” buyurdular. [Tirmizi, İman 8, (2619)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim namazı kılar, zekatı verir ve Allah’a hiçbir şeyi şirk koşmadan ölürse, ona mağfiret etmek Allah üzerine bir hak olur. Hicret etse veya doğduğu yerde ölse de!”

Dedik ki:

“Ey Allah’ın Resulü! Biz bunu halka anlatsak da sevinseler olmaz mı?”

“Cennette yüz derece var. Her iki derece arasında arzla sema arasındaki kadar mesafe var. Allah onu kendi yolunda cihad edenlere hazırladı. Ben mü’minleri bindirebileceğim bir şey bulamamam sebebiyle onlar da (bu yüzden cihada iştirak edemedikleri için) benden geri kalmalarına üzülmeleri suretiyle mü’minlere meşakkat vermemiş olsaydım, hiçbir seriyyeden geri kalmaz, (her birine) iştirak ederdim. Ben (cihad esnasında) öldürülüp, sonra tekrar diriltilmeyi, tekrar öldürülmeyi isterim.” buyurdular. [Nesai, Cihad 18, (6, 20)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Üç şey vardır; her birine Allah garanti vermiştir:

– Allah yolunda cihad etmek üzere yola çıkan kimse: Bu öldüğü takdirde cennete koyma hususunda, ölmeyip döndüğü takdirde ganimet ve sevapla gelme hususunda garantilidir.

– Mescide giden kimseye, öldüğü takdirde, Allah cennete koyma hususunda garanti vermiştir.

– Kişi (fitne zamanında bulaşmayıp) evine çekildiği takdirde Allah ona da garanti vermişti.” [Ebu Davud, Cihad 10, (2494)]

* * *

Nu’man İbnu Nevfel (bir gün) dedi ki:

“Ey Allah’ın Resulü! Farz namazlarımı kılsam, Ramazan orucumu tutsam, helali helal bilip haramı da haram tanısam ve bunlara hiçbir ilave (hayır ve ibadet)de bulunmasam cennete gider miyim?”

Resulullah (sav):

“Evet!..” buyurdular.

Nu’man:

“Vallahi (bu farzlara) hiçbir ilavede bulunmayacağım!” dedi. [Müslim, İman 16, (15)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah Teala Hazretleri, Yahya İbnu Zekeriyya aleyhimasselam’a, beş kelime söyleyip bunlarla amel etmesini ve onlarla amel etmelerini Beni İsrail’e de söylemesini emir buyurdu. Ancak O, bu hususta ağır aldı. İsa aleyhisselam kendisine:

“Allah sana beş kelime öğretip onlarla amel etmeni ve Beni İsrail’e de onlarla amel etmelerini emretmeni söyledi. Ya sen bunları onlara emredersin veya bunları onlara ben emredeceğim.” dedi.

Yahya aleyhisselam:

“Onları emretmede benden önce davranacak olursan yere batırılmam veya azab görmemden korkarım!” dedi ve halkı Beytu’l Makdis’te topladı. Mescid ağzına kadar doldu. Mahfillere de oturdular. (Söz alıp):

“Allah bana beş kelime gönderdi ve onlarla amel etmemi ve size de amel etmenizi emretmemi bana emretti: Bunlardan birincisi Allah’a ibadet etmeniz, ona hiçbir ortak koşmamanızdır. Allah’a ortak koşanın misali şudur: Bir adam, kendi öz malından altın veya gümüş mukabilinde bir köle satın alır ve: “Bu benim evim, bu da işim (çalış kazandığını) bana öde!” der. Köle çalışır, fakat kazancını efendisinden başkasına öder. Kölenin böyle yapmasına hanginiz razı olur? Aynen bunun gibi, Allah da size namazı emretti. Namaz kılarken (sağa-sola) bakınmayın. Zira Allah yüzünü, namazda bulunan kulunun yüzüne karşı diker, o sağa sola bakmadığı müddetçe. Allah size orucu emretti. Bunun misali şu insanın misaline benzer: O bir grup içerisindedir. Beraberinde bir çıkın içinde misk var. Herkes onun kokusundan hoşlanmaktadır. Oruçlunun (ağzında hasıl olan) koku, Allah indinde miskin kokusundan daha hoştur. Allah size sadakayı emretti. Bunun misali de şu adamın misaline benzer: Düşmanlar onu esir edip ellerini boynuna bağlamışlar ve boynunu vurmaları için cellatlara teslim etmişlerdir. Adam: “Ben az veya çok (bütün malımı) vererek kendimi fidye mukabilinde kurtarmak istiyorum” der ve nefsini fidye ödeyerek kurtarır. Allah size, Allah’ı zikretmenizi de emretti. Bunun da misali, peşinden hızla düşmanın geldiği bir adamdır. Bu adam muhkem bir kaleye gelip, düşmandan kendini korur. Kul da böyledir. Şeytana karşı kendisini sadece zikrullahla koruyabilir.”

Resulullah (sav) (buraya hikayeyi tamamlayarak) dedi ki:

“Ben de size beş şeyi emrediyorum: Allah onları bana emretti. Dinlemek, itaat etmek, cihad, hicret ve cemaat. Zira, kim cemaatten bir karışcık ayrılırsa boynundaki İslam bağını çıkarıp atmıştır, geri dönen hariç. Kim de cahiliye davası güderse o cehennem molozlarından biridir!” Bir adam:

“Ey Allah’ın Resulü! O kimse namazını kılar, orucunu tutar idiyse (yine mi cehennemlik)?” diye sordu. Aleyhisselatu vesselam:

“Evet, namaz kılsa, oruç tutsa da! Ey Allah’ın kulları! Sizi Müslümanlar, mü’minler diye tesmiye eden Allah’ın çağrısı ile çağırın!” buyurdular.[Tirmizi, Emsal 3, (2867)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Cennette bir takım odalar vardır. Dışları içlerinden, içleri de dışlarından görülür.”

Bunu işiten bir bedevi ayağa kalkıp:

“Bu odalar kim(ler)e ait ey Allah’ın Resulü?” diye sordu. Aleyhissalatu vesselam:

“Sözü güzel yapan, yemek yediren, oruca devam eden, gece herkes uyurken namaz kılan kimse(lere) ait!” buyurdu.[Tirmizi, Birr 53, (1985)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah Teala Hazretleri diyor ki:

“Ben, kulumun hakkımdaki zannı gibiyim. O, beni andıkça ben onunla beraberim. O, beni içinden anarsa ben de onu içimden anarım. O, beni bir cemaat içinde anarsa, ben de onu daha hayırlı bir cemaat içinde anarım. O, şayet bana bir karış yaklaşacak olursa, ben ona bir zira yaklaşırım. Eğer o, bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.”[Buhari, Tevhid 16, 35; Müslim, Zikr 2, (2675), Tevbe 1, (2675)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah Teala Hazretleri demiştir ki:

“Kim bir hayır işlerse ona sevabının on katı verilir veya arttırırım da. Kim bir günah işlerse bunun cezası, misli kadardır, veya affederim. Kim bana bir karış yaklaşırsa ben ona bir zira yaklaşırım. Kim bana bir zira yaklaşırsa ben ona bir kulaç yaklaşırım. Kim bana yürüyerek gelirse ben ona koşarak giderim. Kim bana hiçbir şeyi şirk koşmaksızın arz dolusu hata ile kavuşursa ben de onu bir o kadar mağfiretle karşılarım.”[Müslim, Zikr 22, (2687)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Abdest imanın yarısıdır. Elhamdülillah mizanı doldurur; sübhanallah velhamdülillah arz ve sema arasını doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyadır; Kur’an ise lehine veya aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini satar; kimisi kurtarır kimisi de helak eder.”[Müslim, Taharet 1, (223); Tirmizi, Da’avat 91, (3512); Nesai, Zekat 1, (5, 6)]

* * *

Resulullah (sav) bir gün:

“Bugün sizden kim oruçlu olarak sabahladı?” diye sordular. Hz. Ebu Bekir (ra):

“Ben!..” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Bugün kim bir cenazeye katıldı?” dedi. Yine Hz. Ebu Bekir (ra):

“Ben!..” dedi. Aleyhissalatu vesselam:

“Bugün kim bir hastayı ziyaret etti?” dedi. Bu sefer de Hz. Ebu Bekir:

“Ben!..” dedi. Bunun üzerine Resulullah (sav):

“Bunlar bir kimsede biraraya geldi mi, o kimse mutlaka cennete girer!” buyurdu.[Müslim, Zekat 87, (1028)]

* * *

(Ashabtan bazıları):

“Ey Allah’ın Resulü! Zenginler ücretleriyle gittiler. Onlar da bizim gibi namaz kıldılar, bizim gibi oruç tuttular, mallarının artanından da sadaka verdiler!” dediler. Aleyhissalatu vesselam:

“Allah size de tasadduk edeceğiniz şeyler verdi: Her bir tesbih sadakadır, her bir tekbir sadakadır, her bir tahmid sadakadır, her bir tehlil sadakadır, emr-i bil-ma’ruf sadakadır, nehy-i ani’l-münker sadakadır, herbirinizin (hanımıyla) ciması sadakadır!” buyurdu. Derken cemaatten:

“Ey Allah’ın Resulü! Yani birimizin şehvetine mübaşeret etmesine ücret mi var?” diye soranlar oldu. Aleyhissalatu vesselam:

“İhtiyacını haramla görmüş olsaydı bundan ona bir vebal var mıydı, yok muydu ne dersiniz?” diye sual ettiler.

“Evet vardı!..” demeleri üzerine:

“Öyleyse, ihtiyacını helal yolla gördü mü bunda onun için ücret vardır!” buyurdular.[Müslim, Zekat 53, (1106)]

* * *
Tirmizi’nin bir rivayetinde şöyle buyurulmuştur:

“Kardeşine karşı izhar edeceğin tebessümün bir sadakadır. Emr-i bi’l-ma’rufun ve nehy-i ani’l-münkerin sadakadır. Yolunu kaybeden kimseye yolu gösterivermen sadakadır; gözü sakat kimse için görüvermen sadakadır; yoldan taş, diken, kemik (gibi şeyleri) kaldırıp atman sadakadır; kovandan kardeşinin kovasına su boşaltman sadakadır.”[Tirmizi, Birr 36, (1967)]

* * *
Resullullah (sav) buyurdular ki:

“Üç şey vardır, bunlar kimde bulunursa, Allah onun üzerine himayesini açar ve onu cennete koyar: Zayıflara rıfk, anne-babaya şefkat, kölelere ihsan.”[Tirmizi, Kıyamet 49, (2496)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Üç kimse vardır ki, bunlara yardım Allah üzerine bir haktır: Allah yolunda cihad eden, borcunu ödemek isteyen mükateb, iffetini korumak niyetiyle evlenen kimse.”[Tirmizi, Fezailu’l-Cihad 20, (1655); Nesai, Nikah 6, (6, 61)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Üç kişi vardır, Allah onları sever, üç kişi de vardır Allah onlara buğzeder.

“Allah’ın sevdiği üç kişiye gelince: “Bir adam bir cemaate gelir, onlardan Allah adına birşeyler ister, kendisiyle onlar arasında mevcut bir karabet sebebiyle istemez. Onun başvurduğu kimseler, istediğini vermezler. İçlerinden biri cemaatin arkasına kayıp, isteyen kimseye gizlice ihsanda bulunur. (Öyle gizli verir ki) onun verdiğini sadece Allah’la ihsanda bulunduğu adam bilir. (ikinci adam ise:) Bir cemaat yoldadır. Gece boyu da yürürler. Derken (yorulurlar ve) uyku her şeyden kıymetli bir hal alır. Konaklarlar, (başlarını koyup yatarlar). Bir adam kalkıp bana karşı tevazu ve tazarruda bulunur, ayetlerimi okur. (Üçüncü adama gelince:) Seriyyeye katılmıştır. Seriyye düşmanla karşılaşır, hezimete uğrarlar. Ancak o ilerler, öldürülünceye veya başarıncaya kadar savaşmaya devam eder.”

“Allah’ın buğzettigi üç kişiye gelince: Bunlar zani ihtiyar, kibirli fakir, zalim zengindir.”[Tirmizi, Cennet 26, (2671); Nesai, Zekat 76, (6, 84)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Yedi kişi var, Allah onları hiçbir gölgenin olmadığı kıyamet gününde kendi gölgesinde gölgeler; Adil imam, Allah’a ibadet içinde yetişen genç, tekrar dönünceye kadar kalbi mescide bağlı olan kimse, Allah için birbirlerini seven, Allah rızası için biraraya gelip, Allah rızası için ayrılan iki kişi, güzel ve makam sahibi bir kadın tarafından davet edildiği halde: ‘Ben Allah’tan korkarım!..’ de(yip icabet etme)yen kimse, sağ eliyle verdiğini sol eli görmeyecek kadar gizli bir şekilde sadaka veren kimse, Allah’ı tek başına zikrederken gözlerinden yaş boşanan kimse.”[Buhari, Ezan 36, Zekat 16, Rikak 24, Hudud 19; Müslim, 91, (1031); Muvatta, 14, (962, 963); Tirmizi, Zühd 53, (2392); Nesai, Kudat 2, (8, 222, 223)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim bir hidayete davette bulunursa, buna uyanların sevaplarının bir misli ona gelir ve bu durum, onların ücretlerinden hiçbir şey eksiltmez. Kim bir dalalete çağrıda bulunursa, buna uyanların günahlarından bir misli de ona gelir ve bu onların günahlarından hiçbir eksiltme yapmaz.”[Müslim, İlm 16, (2674); Tirmizi, İlm 15, (2676); Ebu Davud, Sünnet 7, (4609); Muvatta, Kur’an 41, (1, 218)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Hayra delalet eden onu yapan gibidir.”[Tirmizi, İlm 14, (2672)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Allah Teala Hazretleri meleklerine şöyle emreder;

‘Kulum kötü bir amel yapmak isteyince, onu yapmadıkça yazmayın. Yapınca, onu aleyhine bir günah olarak yazın. Eğer benim rızamı düşünerek terketti ise bunu onun lehine bir sevap yazın. Kulum iyi bir iş yapmak arzu edince, yapmasa bile onu, lehine bir sevap yazın. Eğer onu yaparsa en az on misli olmak üzere yedi yüz misline kadar ona sevap yazın.’ “[Buhari, Tevhed 35; Müslim, İman 203, 205, (128,129); Tirmizi, Tefsir, Enam (3075)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kulun gündüz veya gece amelini yazan hafaza melekleri, yazdıklarını Allah’a yükseltirler. Allah sahifenin baş ve son kısmını hayırlı bulursa, meleklere şöyle der:

“Sizi şahid kılıyorum, ben kulumun sahifesinin iki tarafı arasında kalan kısmını mağfiret ettim.”[Tirmizi, Cenaiz 9, (981)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim Müslüman olduğu halde, saçından bir kıl beyazlarsa, bu, kıyamet günü onun için bir nur olur. Kim Allah yolunda bir ok atarsa, bu düşmana değse de değmese de, atan için bir köle azadı yerine geçer. Kim mü’min bir köleyi azad ederse bu onun için cehennemden bir azadlık vesilesi olur: Her bir uzuv için bir uzvu ateşten kurtulur.”[Tirmizi, Fezailu’l-Cihad, (1634); Nesai, Cihad 26, (6, 26); Ebu Davud, Itk 14, (3966)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kıyamet günü aziz ve celil olan Allah şöyle buyuracak:

“Ey ademoğlu! Ben hasta oldum beni ziyaret etmedin.”

Kul diyecek:

“Ey Rabbim, sen Rabbülalemin iken ben seni nasıl ziyaret ederim?”

Rab Teala diyecek:

“Bilmedin mi, falan kulum hastalandı, fakat sen onu ziyaret etmedin, bilmiyor musun? Eğer onu etseydin, yanında beni bulacaktın?”

Rab Teala diyecek:

“Ey ademoğlu ben senden yiyecek istedim ama sen beni doyurmadın!”

Kul diyecek:

“Ey Rabbim, ben seni nasıl doyururum. Sen ki Alemlerin Rabbisin?”

Rab Teala diyecek:

“Benim falan kulum senden yiyecek istedi. Sen onu doyurmadın. Bilmez misin ki, eğer sen ona yiyecek verseydin ben onu yanımda bulacaktım.”

Rab Teala diyecek:

“Ey ademoğlu! Ben senden su istedim bana su vermedin!”

Kul diyecek:

“Ey Rabbim, ben sana nasıl su içirebilirim, sen ki Alemlerin Rabbisin!”

Rab Teala diyecek:

“Kulum falan senden su istedi. Sen ona su vermedin. Bilmiyor musun, eğer ona su vermiş olsaydın bunu benim yanımda bulacaktın!”[Müslim, Birr 43, (2569)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim temiz rızık yer ve sünnete uygun amelde bulunur, halk da kendisinden bir kötülük gelmeyeceği hususunda güven duyarsa cennete girdi demektir.”

Bir adam:

“Ey Allah’ın Resulü! Bugün insanlar arasında böyleleri çoktur!” dedi.

Aleyhissalatu vesselam da:

“Benden sonraki zamanlarda da olacaklar!” buyurdu.[Tirmizi, Kıyamet 61, (2522)]

* * *
Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Kim sağmal bir hayvanı veya parayı (karz-ı hasen olarak) iareten verirse veya yolunu kaybedene yolunu gösterirse veya amayı sokağına koyarsa kendisine bir köle azad edenin sevabı verilir.”[Tirmizi, Birr 37, (1968)]

* * *

Hz. Peygamber (sav)’e soruldu:

“Ey Allah’ın Resulü! Bir adam gizli olarak hayırlı ameller yaparken bir de bakarsın halk buna muttali olmuştur da bu onun hoşuna gitmiştir?”

Aleyhissalatu vesselam:

“Bu kimsenin iki ücreti vardır: Gizli yapmanın ücreti ve aleni yapmanın ücreti.”[Tirmizi, Zühd 49, (2385)]

* * *

Resulullah (sav)’a soruldu:

“Ey Allah’ın Resulü! Kişi hayır yapsa halk da bu sebeple onu övse (bunun hükmü nedir?)”

“Bu mü’mine (Allah’ın razı olduğuna dair) peşin bir müjdedir.” buyurdular.[Müslim, Birr 166, (2642)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki;

“Allah için sefer yapanlar üçtür: Gazi, hacı, umreci.”[Nesai, Hacc 4, (5,113)]

* * *

Resulullah (sav) buyurdular ki:

“Bir Müslüman bir ağaç diker veya bir tohum eker de bunların mahsulatından bir kuş veya insan veya hayvan yiyecek olsa, bu onun için bir sadaka olur.” [Buhari, Hars 1, Edeb 27; Müslim, Müsakat 12, (1553); Tirmizi, Ahkam 40, (1382)]

Kaynaklar :
Dinimiz islam
Sorularla islamiyet
ve cesitli internet Sayfalari

Author: Raşit Tunca