Muharrem – Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir Sadık Dost (Kar©glanin 29. Eylül . 2015 Vaazi)

Muharrem – Hicret ve Hicri Yılbaşı ve Ebu Bekir Sadık Dost


(Kar©glanin 29. Eylül . 2015 Vaazi)

1 Muharrem 2015 Salı Hicri Yılbaşı


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

دَعْوَاهُمْ فِيهَا سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَتَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ وَلَوْ يُعَجِّلُ اللّهُ لِلنَّاسِ الشَّرَّ اسْتِعْجَالَهُم بِالْخَيْرِ
لَقُضِيَ إِلَيْهِمْ أَجَلُهُمْ فَنَذَرُ الَّذِينَ لاَ يَرْجُونَ
لِقَاءنَا فِي طُغْيَانِهِمْ يَعْمَهُونَ وَإِذَا مَسَّ الإِنسَانَ الضُّرُّ دَعَانَا لِجَنبِهِ أَوْ قَاعِدًا أَوْ
قَآئِمًا فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُ ضُرَّهُ مَرَّ كَأَن لَّمْ يَدْعُنَا
إِلَى ضُرٍّ مَّسَّهُ كَذَلِكَ زُيِّنَ لِلْمُسْرِفِينَ مَا كَانُواْ
يَعْمَلُونَ وَلَقَدْ أَهْلَكْنَا الْقُرُونَ مِن قَبْلِكُمْ لَمَّا ظَلَمُواْ
وَجَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ وَمَا كَانُواْ لِيُؤْمِنُواْ
كَذَلِكَ نَجْزِي الْقَوْمَ الْمُجْرِمِينَ

Sadakallahul Aziym Yunus Suresi 10 – 11 – 12 – 13. Ayetler

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Da’vâhum fîhâ subhânekellâhumme ve tahiyyetuhum fîhâ selâm,
ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîn.
Ve lev yuaccilullâhu lin nâsiş şerresti’câlehum bil hayri le kudiye
ileyhim eceluhum, fe nezerullezîne lâ yercûne likâenâ fî tugyânihim
ya’mehûn. Ve izâ messel insâned durru deânâ li cenbihî ev kâiden ev kâimâ(kâimen),
fe lemmâ keşefnâ anhu durrahu merre ke’en lem yed’unâ ilâ durrin
messehu, kezâlike zuyyine lil musrifîne mâ kânû ya’melûn.
Ve lekad ehleknâl kurûne min kablikum lemmâ zalemû ve câethum rusuluhum
bil beyyinâti ve mâ kânû li yu’minû, kezâlike neczil kavmel mucrimîn.

Sadakallahul Aziym Yunus Suresi 10 – 11 – 12 – 13. Ayetler

—oOo—

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem hicret ederken Hazvere mevkiinde Mekke’ye dönerek

” Sen, Allah katında beldelerin en sevimlisisin. Çıkarılmamış olsaydım senden ayrılmazdım,
senden başka bir yeri yurt tutmaz, yuva kurmazdım.”

( Hadis-i Şerif , Tirmizî, Menâkıp, 69)

Allahümme Salli ala Muhammed Ebulmuhaciriyn ve Selamen Ebu Bekir , Ebul Muhaciriyn.
Allahümme Salli ala Seyyidina Hasan vel Hüseyin, Evladi Muhaciriyn
Allahümme Salli ala Hacer Ümmül Muhaciryn
ve Sübülene ismail Hicril Muhaciriyn,
Vel Mehdiyyul Müntezar Sübülena ümmül Muhaciriyn ve Hicril Muhaciriyn,
ve Sübülena Ebul Muhaciriyn ve Evladi Muhaciriyn. Farkiyyeti bila Mecbur , bila Talebi

Yolculugumuza başliyoruz :
Hicri yılbaşı, Kameri takvime göre ayın dünya etrafında 12 defa dönmesiyle oluşan, ve Hz. Peygamberin (s.a.s), Mekkeden Medineye hicret ettiği yılıtarih başlangıcı olarak kabul eden, ve 1 senesi 336 ile 354 gün olan, takvim sistemine göre, yeni bir yılın başlamasını ela alan Takvim başlangıcı.

أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

فَآمَنَ لَهُ لُوطٌ وَقَالَ إِنِّي مُهَاجِرٌ إِلَى رَبِّي إِنَّهُ هُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ

Esteuzubillah

Fe âmene lehu lût ve kâle innî muhâcirun ilâ rabbî, innehu huvel azîzul hakîm.
Meali:Kovulmuş şeytan’dan Allah’a sığınırım.
Ve Lut (A.S), O na inandi ve dedi ki: Muhakkak ki ben, Rabbimin dedigi yere hicret edecek olanım . Muhakkak ki O izzet sahibidir (ve benim izzetimi koruyacakdir veya ben hicret ederek izzetimi koruyucagim),O Hakimdir (En iyi karari verendir).
Sadakallahul Aziym Ankebut Suresi 26. Ayeti

şimdi öyle bir bomba patlatiyorumki: bütün dünyayi ve islam alemini sarsacak bir bomba; uzun zamandir bomba patlatmiyoruz.

Bombamiz şudurki:
islam Alemi hicri yilbaşi olarak muhammedin hicretini 1 alir, ve öyleki eger hicri yilbaşi eger hicretin 1 iyse, o 1 hangi gün, muhammedin mekkeden ciktigi günmü? yoksa medineye vardigi günmü? yine ikisi farkli. cikdigi gün farkli medineye vardigi gün farkli gün, yine muhammed devlet memurmuyduda, ay başini bekledi hicret etmek icin, ve sanki şu aybaşi gelsin, maaşi alalimda yola cikalimmi ded, yoksa o gün kemeri günlerden muharremin biri degildide 15 i miydi, yani ay ayin 14 dünde görüldügü vakit dün sabahdi dün sabah görüldüyse bugün kemeri ayin 15 eder ve fakat hicretin biri eder cünkü dünkü ay tutulmasi yani KZILAY meşhur KIZILAY maden suyunun KIZILAYI yani KIZIL ay tutulmasi 33 senede bir devir daim ediyormuş, yani kameri aylar 30 senede degil 33 senede bir devir daim eder ve muhammedin mekkeden cikdigi gün degil hicri yilbaşi, bilakis medineye vardigi gün, ve bize sakli olan alametini biz biliyoruz. ve bugün işde Hcri yilbaşinin seneyi devriyesi, ve hicri yilbaşi cünkü, Ay tutulmasi dün sabah görülünce, evvelki gece zilhiccenin son gecesi, ve dün gece muharremin birinin gecesi, oluyor ve bugün ise 1 nin gündüzü demek, yani sapmaya bak, ay sabah görüldü ve sapma o kadar ki, ay tutulmasi sabah görülünce, önce gündüz gelmiş ve fakat o gündüzden sayilmiyor geceye katiliyor, ve gece önce gelir kurali geregi, ve dün akşam ise muherremin 1 nin gecesi ve bugün hicri yilbaşinin gündüzü yani.
bu sene meydana gelen bu suriyeli mülticiler (muhacirler veya hicret edenler) gösteriyorki: bu sene büyük hicretin seneyi devriyesi, ve hicret yili, yani kanli ay tutulmasi döngüsü bu sene, ve demek olurki, muhacirler ve ensar, rabbimin hikmeti ile dogal seleksiyon ile tekrar ettiriliyor, aynen her sene hac ile hac da yapilanlarin tekrar ettirilmesi gibi.
—oOo—
Muhammed Mustafanin soyu ve suyu, dört dünya suyundan devam etmekdedir, o sular akdikca, onun soyu ve suyu akmaya devem eder, ve daha önceki cok eski vaazlarmizda bunu yazmişdik. ve demişdikki muhammed dört halife ile evlilik yöntemi ile bag kurmuş ve Hz ebu bekrin kizini Ayşeyi almiş ve yine Hz ömerin Kizi Hafize annemizide Nikahina almiş, ve yine Hz osman ise iki kizi Rukiyeve ümmü gülsümü vermiş ve yine Hz Aliyde kizi fatimayi vermiş, ve düşünü bir insanda ki baş ve gövde omuzlardan kollara, ve beldende ayklara baglidir, yani muhammed belinden yani sülbünden belinden üreyen kismi hz fatima ile Hz Ali ve Osmana bagli veya hasan hüseyine bagli ve yine kollarindan ise sarilip yattgi hanimlari ayşe ile hafizdende Ebu bekr ile ömere bagli ve bir dag düşünün ve karli bir dag olsun ve karlar eriyince onun suyu dagdan aşagi dört nehi meydan getirsin ve dört yanina akan sjular dörrt yaninda dört nehiri oluşturmakda ve o nehirler icin diyorki muhammed mustfa onlar cennet nehirleridir. bunuda bu dört nehiride daha önceki vaazlarmizda yazdik.
Buradan aşagisi ALINTIDIR
Hz. Peygamber’in en büyük kızı Zeynep, teyzesinin oğlu Ebul-As’la evlendirilmiş ve bundan Ali ve Ümame adında iki çocuğu olmuştur. Ali Mekke fethi sonrası (8/630) küçük yaşta ölmüştür.

Ümame adlı kız çocuğu ise, Hz. Fatıma’nın ölümü üzerine önce Hz. Ali ileevlenmiş, onun şehit edilmesi üzerine Muğire b. Nevfelle nikahlanmıştır. Muğire’den Yahya adında bir oğlu olmuşsa da nesli devam etmemiştir.

Hz. Peygamber’in ikinci kızı Hz. Rukiyye ise, Hz. Osmanla evlenmiştir. Hicretin ikinci yılında kızamıktan dolayı vefat etmiş, Hz. Osman’dan olan oğlu Abdullah da iki yaşında iken vefat etmiştir. Böylece Hz. Zeynep gibi Hz. Rukiyye’nin de nesli devam etmemiştir.
Ümmü Gülsüme gelince; O da ablası Rukiyye’nin ölümü üzerine hicretin üçüncü yılında Hz. Osmanla evlendi. Hicretin dokuzuncu yılında vefat ettiğinde çocuğu yoktu ve soyu kesilmişti.
Hz. Peygamber’in küçük kızı Hz. Fatıma’nın sırayla, Hasan, Hüseyin, ÜmmüGülsüm, Zeynep ve Muhassin (Muhsin) adlarında çocukları oldu. Bunların hepsi Hz. Alidendir. Muhassin küçük yaşta vefat etti. (1) Fatıma’nın nesli diğer çocuklarıyla devam etti. Hz. Fatıma’nın Zeynep’ten olan çocukları “Zeynebiler” olarak bilinir.
Hz. Fatıma’nın diğer kızı Ümmü Gülsüm ise, Hz. Ömer halife iken önce onunla evlendirilmiş, Hz. Ömer’den Rukiyye ve Zeyd adlı iki çocuğu olmuşve çocuklar küçük yaşlarda vefat etmişlerdir.
Hz. Ömer, (h.23/m.644) yılında şehit edilince Ümmü Gülsüm önce amcası oğlu Avn b. Cafer’le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır. Avn’ın ölümü üzerine, kocasının kardeşi Muhammed b. Cafer’le evlenmiş ve bundan bir çocuğu olmuştur. Muhammed vefat edince de bir diğer kardeşleri olan Abdullah b. Cafer’le evlenmiş ve ondan çocuğu olmamıştır.(2)
Soru: Hz. Fatıma neslinden söz edilirken, niye Hz. Peygamber’in diğer kızlarından olan torunlarından söz edilmez?
Cevap: Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde “her annenin oğlu için kendilerine mensup olacağı bir asabe (baba tarafından akrabalar)vardır. Fatıma’nın iki oğlu bundan müstesnadır; çünkü ben onların velisi ve asabesiyim (erkek cihetinden akrabası sayılırım)”(3) buyurmuş ve neslinin Hz. Fatıma’nın bu iki oğlundan devam edeceğini belirtmiştir.

Bu açıdan, Hz. Peygamber’in diğer kızlarından olan torunları, yalnız birinci nesilde Rasulullah’a nispet edilirler. Fakat onun asabeliği, Hz.Hasan, Hz. Hüseyin ve bu ikisinin nesillerinde devamlıdır. Zeynep ve Ümmü Gülsümün çocuklarından olan torunları ise, bu nispete dahil değildir, kendi babalarının nisbesiyle anılırlar ve onların soylarına girerler.
Halbuki biz dedikki muhamedin suyu ve soyu dört koldan devem ertmekdir o soy taa Hz ibrhaime ordan önce Taa Hz Ademe dayanir, o yüzden Muhamedin soyune Ehli beyt denir ki Ehli Beyt Demek: O evden yani ilk evden yani Rabbimizin kurnda buyurdgu evvel beytten dogup gelen soy sülb ve ne son mekkede o evin bulndugu mevkide ve o eve girip cikanlardan muhammed dogdu sonra onun soyuna sülbünede ehli beyt denir ve onlarda Hz Ebu Bekr den Hz Ömerden ve Hz. Osmandan ve Hz. Ali den Devam eden Soy, ve dünyada bu isimde olanlarin coluk cocugunun olmasi gösteriyorki Muhammedin soyu ve sülbü dört koldan dört bir yanna dagilmaya ve akmaya devam ediyor.

Babasinin Kizi Ömer Kizi Hafsa veya Hafize

tez sinirlenen, prensipli bir yapıya sahipti.

Hz. Muhammed ile evliliği sekiz yıl sürmüştü.

Bu zaman dilimi içinde 60 hadis rivayet etmiştir.

Evlilik teklifi ile ilgili bize gelen bilgiler günümüz babalarına çok şey öğretecek niteliktedir.

Hafsa ilk eşi Hüneys b.Huzeyfe`yi Bedirde kaybeder. O sıralarda Hz. Osman da Hz. Rukiye`yi kaybetmiştir. Hz. Ömer hem Hz. Osman`ın üzüntüsünü hafifletmek hem de kızını iyi bir damatla yalnızlıktan kurtarmak istemiştir. Hz. Osman`a “Ey Osman istersen sana kızım Hafsa`yı nikâhlıyım” der. Osman düşüneyim diyerek zaman ister. Birkaç gün sonra da “Bugünlerde evlenmemin doğru olmayacağını anladım” der .

Hz. Ömer bu sefer de Hz. Ebu Bekir`e gider. Kızın`ın hayatta yalnız kalmaması ve kendisi de iyi bir damada sahip olmak için aynı teklifi Ebu Bekir`e yapar Hz. Ebu Bekir sakin yapısı ile cevap vermek yerine susmayı tercih eder. Hz. Ömer üzülmüştür. Bu üzüntü ile Hz. Muhammed`in yanına gider. Ona olanları anlatır. Hz Muhammed`in Hz.Ömer`e verdiği cevapla Hz.Ömer’de üzüntü bırakmaz.

İşte o cevap:

“ Ya Ömer sana Osman ve Ebu Bekir`den daha hayırlı bir damat Osman`a da senden daha hayırlı bir kayınpeder tavsiye edeyim mi?

Hz. Ömer,

“evet ya Rasûlullah” deyince,

“Sen kızın Hafsa’yı bana nikâhlarsın, ben de kızım Ümmü Gülsüm’ü Osman’a nikahlarım” buyurdu.

Bu cevap karşısında Hz. Ömer çok sevinir. Bu şekilde Hz. Hafsa ile Hz. Muhammed`in nikahı 13 Şevval Cuma günü 625 yılında kıyıldı. Hafsa`yı Hz.Osman ve Hz.Ebu Bekir`e teklif eden baba örneği olarak karşımıza çıkar… Günümüz babaları Hz. Ömer gibi yaparlar mı? Bu sorunun galiba cevabı Hz.Osman ve Hz.Ebu Bekir gibi adayı bulamamalarındandır. Yoksa neden babalar Hz. Ömer`in bu davranışını örnek almasınlar ki!
—oOo—

Suudiler şeytan taşlarken ölen hacılara saygı gösterirken!..

Hacda yine facia: Şeytan taşlarken çıkan izdihamda 753 kişi öldü, 887 kişi yaralandı!
Suudi Arabistan’ın Mekke şehrindeki Mina bölgesinde, “şeytan taşlama” sırasında yaşanan izdihamda en az 753 kişi öldü. 887 kişinin yaralandığı faciada, ölü sayısı maalesef giderek artıyor. İslam alemi yasta

matematikte kehr wert diye bi şey var yani tersine cevirme 1/2 yani 2 nin tersi


vallahi decal aleyhillane iş başinda ve yine hacilarin şeytan taşlamasinin frekansini bulup ters cevirmiş olabilir ve cevirince hacilar şeytan taşlayacakken, şeytan hacilari taşladi öldürdü gecdi, yine hacilar kurban kesecekken, hacilarin kendisi kurban oldular. yine deccalin işi bunlar, kehrwert 1/2 yani 2nin tersi demek, ve yani Namik Kemalin fikra gibi: gavur demiş biz sucuk fabrikasi kurduk, burdan danayi veriyoruz, şuradan sucuk cikiyor. bunun üstüne Namik Kemalde: oda iş mi bizde şurdan sucuk veriyoruz ordan dana cikiyor demiş ve yani cocuk dogurtmak meselesi, bunu biz daha cok önce bir vaazda yazdik, ve bu olay demekki sucuk verip dana cikiyorsa, o zaman her şey ters cevrilebilir demek diye, kafir decal herşeyi tersine ceviriyor, vallahi ben bu olayda, decccal aleyhillaneden şüphe ediyon, yine mes ulu o dur. yani mesela “gelmek ” kelimesini şarkida söylerken “kemleg” diye tersini almak gibi, o şarkinin notasi var onu tersinden calinca ters frekans etkisi, ve enerjiyi tersine cevirince, bu sefer ters enerji etksi yaratiyor, yani duayi tersine cevirince, bu sefer siz düşünün “mümine yardim et” yerine allahu alem “azab et gibi” bir mana meydana gelebilir, ziddi olarak yani. ve enerji ve dua dönüşsüzdür yani kilici sallamak gibi, birinin kolunu illa kesecek, yani a o yannini, yada bu yannini.

—oOo—

HACDA izdiham
Bu bir KIYAMETve Mehdi Alametidir

Onun (Hz. Mehdi (as)’ın) çıkacağı yıl insanlar hacca, başlarında bir emir bulunmadan gidecekler. Hep birlikte Beyt-i Şerif’i tavaf edecekler, sonra Mina’ya indiklerinde, köpekler gibi birbirine saldıracak, hacılar soyulacak, kanlar Akabe Cemresinin üzerine akacak.

(Kıyamet Alametleri, Berzenci, sf. 169)

İnsanlar başlarında bir imam bulunmaksızın hac ederler. Mina’ya indiklerinde etrafları, köpeklerin sarışı gibi sarılıp, kabilelerin birbirine girmesi ile büyük savaşlar olur. Öyle ki ayaklar kan gölü içinde kalır.

(Kitab-ül Burhan Fi Alameti-il Mehdiyy-il Ahir Zaman, sf. 35)

dikkat edilcek nokta gruplarla gidenler grup grup belli vakitlerde taşlamaya gidiyorlar, digerleri bir gruba mensup degil başsiz komutansiz, beynel minel, ne yapcagi, nere gitcegi belli degil, ve bunlarin izdihami oluşturdugu saniliyor, yani kurala uymayanlar, ve ayni hadisde gectigi gibi.

tabi bu hadislerin orjinal metnini bulup inceleyebilsem, ayni böylemi farklimi biliriz amma, orjinal metni yok, adnan oktarin siteden aldim hadisleri, amma allahu alem bu olayi anlatiyor bu hadisler, amma hepsi ayni aynina degil, belki bazi yerleri hadisin yorumu olabilir.
—oOo–
Demişdiki dah önceki sohbetlerde islamda riyazet yokdur, bir rivayet ile
Cenabı Hak bizi ve her şeyi halk etmiş, nefsi de halk etmiş.

Cenabı Hak nefse sormuş emr-i fermanında:

— Sen kimsin, ben kimim?

Bu zalim nefis demiş ki;

— Sen sensin, ben de benim.

Rabbının ubudiyetini tabii tasdik etmemiş.

— Atın bunu cehenneme! Bin sene yansın.

Atmışlar. Cehennemde bin sene yanmış.

— Çıkarın, getirin!

Getirmişler. Sormuş gene:

— Sen kimsin, ben kimim?

— Sen sensin, ben de benim.

— Atın bu soğuk cehenneme! Bin sene de donsun.

Getirmişler. Sonra tekrar soruyor:

— Sen kimsin, ben kimim?

— Sen sensin, ben de benim.

Cenabı Hak o zaman:

— Aç koyun! Buna üç gün gıda vermeyin, aç koyun!

Üç gün aç kalınca o zaman Rabbısını tanımış demiş ki:

— Ya Rabbi, Sen ulu, azim bir Allah’sın, haliksın, bense senin bir mahlukunum.

—oOo—

Bu rivayete dayanip onu ele alanlar, islamda riyazet vardir demeye getiriyorlar.
Halbuki bizler yillardir cehennem denince, hicde öyle aclik cehennemi diye bilmeyiz, ateşe atilan cehennemi, cehennem diye biliriz. o zaman bu nefis sadece aclikla terbiyet olcak olsa, o zaman bu ateş cehennemini, Allah herhalde beyhudine yaratti halketti degilmi? ahmak sofular.

Allah; elmayi yaratmiş; elmanin bir ekme, bir dikme, bir işlenme, bir yenme usulü ve mevsimi var degilmi, yine demiri yaratmiş amma, demir toprakdan cikdigi gibi kullanilmaz, demiri onun mahiri işleyipde işe yarar hale getirinceye kadar bir sürü işleme tabi tutuluir degilmi? ve demiri tabi tuttugun işlem, elmda olmaz, yahut altinda olmaz, altini işlerken başka sicaklik, başka bir usul takip edilir degilmi? yine aluminyum, saf aluminyum elde etmek icin Boksitten elektroliz adı verilen bir yöntemle alüminyum elde edilir, bu yöntem çok fazla elektriğe ihtiyaç gösterir, bir ton alüminyum elde etmek için 17 000 kw/saat elektrik gerekir.
alüminyum oksitin ergime sıcaklığı yaklaşık 2000 °C olduğundan ekonomik olmaktan uzaktır. Dolayısıyla, alüminyum elektroliz yöntemiyle kazanılır. Yani başka usul başka yöntem ile terbiyet oluyormuş işe yarar hale geliyormuş ve sen nasil diyebilirsin insan nefsi sadece aclikla terbiyet olur diye.
insanin cbiliyati olan elementleri burclari ve dogumu ve gezegeni ile alakali ve egeer insan güneşe yakin ise ic kulvardan yarişa başliuyor demekdir, eger güneşe uzak ise bu sefeer yarişa diş kulvardan başliyor demekdir, ve gelelim tasavvufda-nefsin-mertebeleri bahsimizin en son bölümüne yani nefsi raziyeyi anlatmişdik ve bu hafta Nefsi Marziye konusuna girecegiz.


iç kulvar, Dış Kulvar kulvar farkı sebeiyle Dış Kulvardan yarışa başliyan biraz icerden başlar cünkü diş kulvar daha geniş ve uzun mesafe oldugu icin 100 metre koşusunda herkes ayni mesafeyi koşmasi icin iç kulvar ise geriden başlar, aslinda kulvarin yuvarlakligini düzlem halinde acinca, yukardaki resimdeki gösterildigi gibi, hepsininki ayni 100 metre olmuş olur.
ve insanin teerbiyertide istidatına ve yetengineve cbilliyatina göre farklilik gösterir, o yüzden bazi insanlar fakirlikle bazileeri zenginlikle bazilari hastalikla, bazilari kaza ile bazilari bela ile bazilari soguk ile bazilari sicka ile imtihan olur.

bu kadar farkli insan topluluklari olmasi o kadar farkli terbiyet yönetmi oldugunu gösterir ve her insanin kaderi farkli farkli yapidadir, cünkü cibilliyati farklidir, ve onun terbiyeti farkli yoldan olmalidir. ve hal böyle olunca istidati nefsi raziyeye kadar cikabilcek olan birisi nefsi marziyeye varamaz, o en son raziyede kalcakdir. ve ondan üste cikabilcek bir yapida cibilliyat, yetenek ve istidata sahip olanlar icin, nefsi marziye: allahin senden razi olmasi demekdir diye bilinir.
nefsi mutaminneden sonrasi nefsi raziye ,nefsi marziye,nefsi kamile ve nefsi safiyye, hepi dişi konumunda yani rahim tecelliyati, onlarin erkek versiyonu ise: Riza , Maraz,Kemal, Sefa olarak zevc gösterir, yani marziye makamina cikcak olan, en son dişilik elde eder, yani onun kazancagi ve dogaci yeni versiyonu kadin, yani kiz cocugu olcakdir . ve marziyeye cicacak olanlar icin, acikca isminde gizli, yani marziyenin erkegi öncesi yani, maraz kelimenin mastari, maraz yani maraz demek hastalik veya bir engel demek, ve bu diş kulvarda başlayacak olanlar icin onlarin cogu hastalikla sinanir, yani aynen eyyub aleyhisselam gibi, yani maraz ile sinanir taaa, allah senin sabrini kabul edene kadar. insan mesela suya kafasini soksa ve dayanabilcegi yere kadar nefsini tutar, fakat artik nefesi yetmeyince kendi nefsi ona yetti gari deyinceye kadar nefesini tutar, ve ondan sonra hemen kafasini sudan cikarir. yani insanada, Muhammedin şu sözü bu meseleyi bir nebze aydinlatmasi icin manidardir:

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Sizden birinizin duâsı acele etmediği ve duâ ettim fakat benim duâm kabul edilmedi demediği takdirde kabul edilecektir.”

yani insan spor yaparken veya calişirken veya yüzerken bile, yoruldum bittim demeden önce, yorulmaz enerjisi tükenmez.

1957 yılında Yale Üniversitesi psikoloji laboratuvarında Profesör Curt Richter, su dolu kaplara koyduğu farelerin suyun yüzeyinde batmadan kalma sürelerini ortalama 15 dakika olarak hesapladı.

İlkini izleyen ikinci deneyde ise yeni bir fare grubunu, güçleri tükenmeden önce kaplardaki su oranlarını artırarak kap kenarlarına tutunmalarını ve dışarıya çıkarak başarılı olmalarını sağladı.

Üçüncü deneyde bu yeni fare grubunu su dolu kaplara koydu ve müdahale edilmeksizin suyun yüzeyinde kalma ortalama sürelerini hesapladı: 72 saat.
o yüzden, yüzen insan düşnür ve eger kiyiya varamadiysa, bittim der bogulur dibe batar, onun enerjisi onu dibe batirir. oysaki bogulup öldükden sonra ise düşünmesi yokdur, ve ölü ise su yüzüne cikip yüzer yukari cikar. enerjinin kütlesini anliyabilirsiniz bu misal ile.
işde Hastalikla sinananlarda ayni fare deneyi gibi, ya onlara sabrederlerse yardim birinci defada gelir, ve onlara umut verilir, ve o umut ile uzun bir süre daha yaşayabilirler, yahutda bittim deyip ölür giderler. ve bittim diyene rabbim yettim gari der derler, ve birkere Rabbimizin ona verdigi ve gösterdigi ve yaşatttgi bir mucize veya keramet ona umut olur, ve Rabbimizin ona tekrar dönüp imdad edecegi güne kadar o umut ile sabredebilirler, aynen eyyub gibi, yeni bir can verilinceya kadar sabretmiş , oysaki umutsuzlarin bunu muhafaza edebilcek bir imani yokdur. iman en büyük umut en büyük hazinedir.
“Rabbi olanin hicbirşeyi olmasa ne yazar, Rabbi olmayanin dünyalari olsa ne yazar.”
cünkü cehennem onu bekliyor olacakdir. cünkü mesala lehim yapanlar bilir, bakir su techizati döşemcileri daha kolay anlayabilir, eger lehimin akişini saglayacak yag ve zin karişimi, lehimlencek yere sürüldüyse, ve eger o borular, lehim telinin ergime noktasi scikaligina gelinceye kadar yeterince isitilip, lehim onda erikyecek sicakligas ulaşmadiysa , eriyip akip lehim tutmaz, taaki ne zaman ergime noktasina ulaşdi sicaklik, o zaman lehim erir ve akar, o borularin kaynaklanacak kisminda, ve orayi kaplar, ve tekrar soguyunca tekrar donup sertleşip, orayi biribirine lehimleyip tutturmuş olur, yani atlar boşuna dememiş ” Demir tavinda dövülür” diye. yani maraz ile imtihan edilen ancak, rabbimin tamam senin ergime noktan burasi deyince kadar o kul sabredebilirse yani “Marziye demek Rabbim ondan razi olasiya kadar” , onun lehimi tutup marziye makamina cikar, yoksa önce pes edenin lehimi tutmaz. yani mesala dedik aluminyumun ergime noktasi cok yüksek, onun erimesi icin, cok yüksek cehennemde yanmasi gerekirken, bir caydanlik su 100°C de vok vok vok kaynayiverir degilmi, o yüzden istidati ve cebilliyati aluminyum tabiatli birini 100° C ile adam edemezsin
yine aclikla adam olcak olani ateşle, soguk ile adam olcak olani sicak ile aclikla hastalikla adam edemezsin, istidat meselesi dostlar istidat meselesi.

Rabbim Yüksek istidatli Mehdi Askerlerimizin yardimcisi olsun ve onlara sabir ve metanet ile bu imtihanlari kazanmayi nasip eylesin. bu vaaz dan sonra bu vaaz sebei ile o imtihani başarip o makama varanlarin makamlri mübarek olsun ve vaazlarin sahibi Rabbimin Raşit kulunada arada birde olsa bir fatihayi cok görmeyeler.

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.


أَأَللَّهُمَّ أَرِنَا الْحَقَّ حَقاً وَ ارْزُقْنَا اتِّبَاعَهْ وَ أَرِنَا الْبَاطِلَ بَاطِلاً وَ ارْزُقْنَا اجْتِنَابَهْ


”Allahım! Bizlere, hakkı Hak gösterip ona tabi olmayı, bâtılı da Bâtıl gösterip ondan yüz çevirmeyi nasib eyle..! ‘

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

سُبْحاَنَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لاَ إِلهَ إِلاَّ أَنْتَ، أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve

etûbu ileyk.

–OoO–

Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 29 Eylül 2015 Salı

Original Kar©glan

Author: Raşit Tunca