Kutlu Doğum Haftası Hakkında Bilgiler

KUTLU DOĞUM HAFTASI HAKKINDA BiLGiLER:

Sual: Kutlu doğumu, miladi yıla göre kutlamak caiz midir?
CEVAP
Dinimizde mübarek geceler, hicri yıl ile kutlanır. Bütün ibadetlerde ve dini faaliyetlerde kameri aylar esas alınır. Hac, oruç, kurban ve bayram günleri kameri aylara göre tespit edilir. Haccı Allahü teâlânın bildirdiği zilhicce ayında yapmayıp da, miladi bir ayda, mesela hep ocakta yapmak, orucu, ramazanda değil de, hep şubatta tutmak, dini değiştirmek olur. Bütün mübarek geceler de, kameri aylara göre tespit edilir. Kadir gecesini ramazanda değil de, şubat ayında aramak, Berat Gecesini şaban ayında değil de, temmuz ayında kutlamak, Aşure Gecesini muharrem ayında değil de, eylül ayında kutlamak dini bozmak olur. Her Müslüman bilir ki, İslamiyet’te güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Kutlu doğum, 12 Rebiul-evvelde olmuştur. Miladi her sene, başka tarihe denk gelir. Bunu 20 Nisana almak caiz olmaz.

Dinimize aykırı bir husus için, (Niyetimiz iyi) demek veya (Herkes kutlu doğumdan bahsederken, susmak uygun olmaz) demek de, geçerli bir mazeret değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen de, zina eden de veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyurulmuştur. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor.

Doğum günü kutlamak

Sual: İnsan olarak doğduğumuz için, şükretmek niyetiyle doğum günümüzü kutlamak caiz midir?
CEVAP
Evet, İslamiyet’te doğum gününü kutlamak vardır, Allahü teâlâya şükretmek olur. Mevlid kandili, Peygamber efendimizin doğum günüdür. Peygamber efendimiz, Pazartesi günü oruç tutardı. Sebebini sorduklarında, (Bugün dünyaya geldim. Şükür için oruç tutuyorum) buyurdu. (Müslim, Ebu Davud, İ. Ahmed, H. S. Vesikaları)

Doğum günü kutlarken

Sual: (Doğum günü ve mübarek geceler, hicri sene ile kutlanır) deniyor. Biz mübarek geceleri, hicri seneye göre kutluyorsak da, doğum günlerini miladi yıla göre kutluyoruz. Bunun mahzuru var mıdır?
CEVAP
Doğum günü kutlamak, ibadet değil, âdettir. Ayrıca, herkes miladi yıla göre kutlarken, hicri seneye göre kutlamak, fitneye de sebep olabileceği için miladi yıla göre kutlamakta mahzur yoktur. Mübarek gecelerin durumu farklıdır, bunlar ibadet olduğu için hicri yıla göre kutlanır.


MEVLİD KANDİLİNİ VE KUTLU DOĞUMU NEDEN KUTLUYORUZ?


Peygamber Efendimiz on beş asır önce dünyayı teşrif etmiş, biz de onun teşrifini “kutlu doğum” diye nitelendirmiş ve 1989’dan beri Diyanet İşleri Başkanlığı merkezli olarak bir hafta süreyle ve değişik kültürel etkinliklerle yurt içi ve yurt dışında yoğun bir şekilde kutlama gayreti içinde bulunuyoruz. Pek tabii olarak bu faaliyetlerin, konunun kutsiyetine uygun bir kalite ve ciddiyet içinde, tebliğ nezaketini zedelemeden gerçekleştirilmesi arzu edilir.

KUTLU DOĞUMU NİÇİN KUTLUYORUZ?

Ne gariptir; söz konusu ettiğimiz yoğunlaştırılmış etkinlikleri “din propagandası” olarak görüp eleştiren ve engellemeye çalışan kimi şahıs ve grupların yanında bir de “Mevlid kandili (leyle-i mevlidi’n Nebi) ya da kutlu doğumu niçin kutluyoruz, başlangıçta böyle bir şey yoktu” diye gerçekleştirilen etkinliklere toptan ya da kökten dindarlık adına karşı çıkanların varlığı -az da olsa- inkar edilemez. Eğer böyle bir karşı çıkış ile Hz. Peygamber-ümmet arasındaki hak ve görev ilişkilerinin bize dönük olanlarından kaçıp kurtulmak hedeflenmiyorsa, itirazın anlamı nedir? Bırakalım o itirazı Vehhabiler gibileri yapsınlar, esasen yapmaktadırlar da.

Unutulmamalıdır ki, bizim için Efendimizin mevlidi ya da kutlu doğumu, onu içimizde hissettiğimizde gerçekleşir. O doğmuştur ama bizim için ona yönelik gönül kapılarımız kapalı ise, bizim ondan haberimiz yoktur. Dolayısıyla bir anlamda kutlu doğum da yok demektir. Tv. ya da radyo yayını çok güçlü ve güzel, ama biz alıcılarımızı açmamışız. Yayın bize nasıl ulaşacak ve biz o yayından nasıl yararlanabileceğiz? O yayın bizim için yok demek değil midir?

Yine, gün doğmuş, güneş yükselmiş, ama biz kapı – pencere kapalı bir odada uyumaya devam ediyorsak, bizim için gün doğmamış, güneş yok demektir. Yani kutlu doğumu idrakte mesele benim, mesele sensin, mesele biziz. Kutlu doğumu kavramak onun bilincine varmak işte tam da burada, onu içimizde hissetme noktasında başlamaktadır.

RABBİNİN NİMETİNİ ANLAT

Rahmetli Muhammed Hamidullah (v.2002), Aziz Kur’an adıyla Türkçe’ye çevrilmiş olan Kur’an mealinde,1 kutlamaların içeriğini dikkate alarak, Duha Sûresi’nin “Rabbinin nimetini anlat da anlat!”2 anlamındaki son âyetinin dipnotunda “Müslümanlar Mevlid’i, diğer bir ifade ile Hz. Peygamberin doğumunu kutlarken bu âyete dayanırlar,” der. Sonra da “Bir mümin/inanan için hangi İlâhî nimet/iyilik bundan daha büyük olabilir?” diye sorar.

Peygamber Efendimize verildiği bildirilen nimetler, dolaylı olarak onun ümmetine verilmiş, hasâis dışında ondan istenilen işler ve işlemler ümmetinden de istenmiş demektir. Bu sebeple merhum Hamidullah’ın biz ümmeti için Hz. Peygamber’den daha büyük nimet olamayacağını vurgulayan sorusu gayet yerindedir. Mevlid kandilleri ve kutlu doğum haftalarında biz, bize lütfedilmiş en büyük nimeti, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i her zamankinden daha yoğun ve yaygın şekilde anmaya, anlamaya ve anlatmaya çalışıyoruz. Bu faaliyetler özü itibariyle asla bir bid’at uygulaması değildir. Zira Hamidullah merhumun işaret ettiği gibi bir âyet-i kerimeye dayanmakta ve o âyetin anlam sınırları içine girmekte olan bir “tahdis-i nimet” faaliyetinden ibarettir. Bu sebeple bizim bu sözlerimiz de kesinlikle bir bid’at savunması değildir.

Böylesi bir tahdîs-i nimet faaliyetinin ve şükrünün yerine getirilmesini memnuniyetle karşılamamak büyük bir manevi kayıp olsa gerektir.

O BİR GECENİN NURU

Merhum Süleyman Çelebi’nin mevlidine kaynaklık eden yüreğini, Vesîletü’n-necât’a yansıttığı duygu ve hislerini, kulaklarımızla değil gönüllerimizle bir duyabilseydik, bir başka şairimiz Arif Nihat Asya’nın dediği gibi “adına alışkın dudaklarımız “yüreğimizin gerçekten tercümanı olabilseydi, Âkif merhumun tespitiyle “O bir gecenin nuru”nu işte o zaman idrak etmiş, içimize sindirmiş olurduk. O zaman,

Ey leyl devâm edip gideydin:

Ferdâyı da nûra kalbedeydin!3

diye çırpınan;

Ne lâhûtî geceymişsin ki teksin sermediyyette;

Meşîmenden doğan ferdâya hayrânım, ne ferdâdır!

Işık nâmiyle vicdanlarda ondan başka bir şey yok;

O bir sönsün, hayât artık müebbed leyl-i yeldâdır.

Perîşan sözlerimden bıkma, hoş gör, yâ Resûlallah,

Kulun şeydâdır amma, açtığın vâdide şeydâdır.

diye mutluluktan âdeta göklere uçan merhum Âkif’i anlamamız ve ona yoldaşlık etmemiz mümkün olurdu.

Salât ü selâm getirmenin, kalbini Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e açmanın, mümin gönüller için ne denli diriltici olduğunu, 15 Temmuz 2016 gecesi minarelerden okunan salalar dolayısıyla tüm ülke olarak tarifi imkansız bir gönül coşkusu ve göz yaşlarıyla izlemedik mi? O menfur kalkışma ortamında bu bir diriliş değil miydi?

Kimilerinin ukalalık edip Mevlid kandilini ya da kutlu doğumu “neden kutluyoruz” diye tepki vermesi, ümmet-peygamber ilişkisi açısından ne kadar yersiz, sığ bir soru ve tahdîs-i nimet kavramından ne denli uzak bir lakırdıdır.

Allahümme salli alâ Muhammed’in ve alâ âl-i Muhammed.

Dipnotlar: Bk. Hamidullah, Aziz Kur’an, s. 744, dpn. (İstanbul, 2000); ed-Duha (93), 11; Sırât-ı müstakîm, c. 4, no. 81, s.41. Şiirde geçen bazı kelimelerin anlamları: Ferdâ, yarın, gelecek zaman, istikbâl, kıyâmet; mahmûr, henüz tam olarak uyanmamış. Şiirde geçen bazı kelimelerin anlamları: Lâhûtî, ilâhî, tanrısal; sermediyyet, süreklilik; yeldâ, uzun ve karanlık gece; şeydâ, sevinçten deli divâne olmuş kimse.


KUTLU DOĞUM HAFTASININ ADI ‘MEVLİD-İ NEBİ’ OLDU

Diyanet İşleri Başkanlığının yönetmelik değişikliği ile “Kutlu Doğum” haftasının adı “Mevlid-i Nebi” olarak değiştirdi, haftanın başlangıcının ise Hicri Takvim’e göre rebiülevvel ayının 12’nci günü olması kararlaştırıldı.

Diyanet İşleri Başkanlığının yönetmelik değişikliği ile “Kutlu Doğum” haftasının adı “Mevlid-i Nebi” olarak değiştirdi, haftanın başlangıcının ise Hicri Takvim’e göre rebiülevvel ayının 12’nci günü olması kararlaştırıldı.

“Kutlu Doğum Haftası ile Camiler ve Din Görevlileri Haftasını Kutlama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik” Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Buna göre, yönetmelikte yer alan “Kutlu Doğum” ibareleri “Mevlid-i Nebi” şeklinde değiştirildi.

Aynı yönetmelik değişikliğinde, her yıl 14-20 Nisan tarihlerinde kutlanan haftanın başlangıç tarihi Hicri Takvim’e göre 12 Rebiülevvel olarak kabul edildi.

Bu kapsamda, Diyanet İşleri Başkanlığı merkez teşkilatı, Mevlid-i Nebi Haftası ile Camiler ve Din Görevlileri Haftası faaliyetleri çerçevesinde, İslam dininin itikat, ibadet ve ahlak konularında toplumun tüm kesimlerini aydınlatıcı faaliyetler gerçekleştirerek, haftalara ilişkin sosyal ve kültürel faaliyetlerde bulunacak, sempozyum, konferans, panel ve buna benzer etkinlikler düzenleyecek.

Ayrıca komisyon kararı doğrultusunda, bu haftalar münasebetiyle Kur’an kursları öğrencileri ve din görevlileri arasında mesleki ve kültürel alanda düzenlenecek yarışmalarla ilgili usul ve esaslar belirlenerek, merkez, taşra ve yurt dışında düzenlenen konferans, panel, sempozyum, forum ve diğer etkinlikler Diyanet İşleri Başkanlığının internet sitesinden duyurulacak.


MEVLİD NEDİR? MEVLİD NE ZAMANDAN BERİ KUTLANIYOR?

Mevlid ne demektir? Mevlid ne zamandan beri kutlanmaktadır? İşte Peygamberimizi anma töreni, “Mevlid-i Nebi…”

Mevlid kelimesi, “doğum, doğum yeri ve doğum vakti” gibi anlamlara gelir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed’in doğumunu anlatmak için kullanılan “Mevlîd-i Nebî” Türkçemiz’de kısaca Mevlid Kandili olarak anılır.

Mısır’da Fâtımîler döneminde başlatılan Hz. Peygamber’in doğumunu anma ve kutlama törenleri, çok geçmeden Eyyûbîler tarafından benimsenerek çeşitli törenler ve şenlikler yapılmış, âlim, şair, din ve devlet işlerinde yararlık gösterenlere hilatler giydirilmiş ve hediyeler verilmiştir. Daha sonra mevlid törenleri İslâm dünyasında yaygınlık kazanarak günümüze kadar devam etmiştir. Esasen Resûlullah’ın doğum yıldönümünü kutlama maksadıyla başlayan mevlid töreni giderek Kadir, Miraç, Regaib ve Berat gecelerinde veya sünnet, evlenme, ölüm, deprem gibi önemli olaylar vesilesiyle yapılmaya başlanmış ve toplumsal geleneğimizde yer alan önemli bir dinî-kültürel öğe olmuştur.

OSMANLI DÖNEMİNDE MEVLİD KUTLAMALARI

Osmanlılar döneminde mevlid törenine ayrı bir önemin verildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın ileri döneminde Mevlid Alayı diye anılan görkemli törenlerde şeyhülislâm, vezirler ve diğer askerî ve mülkî erkân, büyük müderrisler, belli bir düzen içinde rebîülevvel ayının on ikisinde Sultanahmet Camisi’nde yerlerini alırlardı. Padişahın gelmesinden sonra vaazlar verilir, mevlidhanlar tarafından Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid okunur ve bu esnada Medine’den getirilmiş olan hurmalar camide bulunanlara ikram edilirdi.

Günümüzde de Diyanet İşleri Başkanlığı Peygamberimizin doğumunu anmak ve kutlamak amacıyla o haftayı “Mevlid-i Nebi Haftası” olarak ilân etmiş ve yüzyıllardan beri süregelen bu geleneğe ayrı bir anlam katmıştır. Bu hafta münasebetiyle çeşitli ilmî, fikrî, dinî paneller ve sempozyumlar yapılmakta, çeşitli alanlarda yarışmalar düzenlenmektedir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ’NİN MEVLİD’İ

Edebiyatımızda Peygamberimizin doğum günü olan bu kutlu günü anlatan birçok eser yazılmıştır. Bunlar içinde Süleyman Çelebi’nin yazdığı mevlid, Osmanlı’dan beri halen ülkemizde değişik vesilelerle coşkuyla, bir âyin atmosferi içerisinde okunmakta ve dinlenmektedir.

MEVLİD OKUTMAK BİDAT MIDIR?

Mevlid okuma ve okutmanın bidat olduğu şeklinde birtakım iddialar gündeme getirilmiştir. Bid‘at, Hz. Peygamber zamanında olmayan “dinî” mahiyetli bir hususun sonradan dine sokuşturulması, dinden sayılması olarak tarif edilir.

Mevlid okuma ve okutmanın bidat olarak nitelendirilebilmesi için ona, “Ölünün kırkıncı gününde veya sene-i devriyesinde mevlid okutmak gereklidir” demek gibi dinî bir gereklilik veya ibadet şeklinde bir muhteva yüklenmesi gerekir. Mevlid okumanın gerekli, vâcip veya mendup olduğu iddia edilmediğine, en fazla bunun hoş ve güzel bir gelenek olduğu bilinip kabul edildiğine göre bunun bid‘at olarak değerlendirilip, insanların kafasına kuşku sokmak son derece yanlıştır.

“Mevlid okunacağına hatim okunsa, Kuran’dan bir bölüm (aşr) okunsa daha sevap ve daha faziletli olmaz mı?” şeklindeki bir itiraz da yersizdir.

Kur’an okumak, namaz kılmak daha sevap ve faziletli bir davranıştır, ama burada mesele sadece sevap meselesi değildir. Mevlid, toplumsal bir coşkunun, Hz. Peygamber sevgisinin ve ona bağlılığın üst düzeyde edebî ve estetik olarak hissedilmesi, yaşanması ve dışa vurulması demektir. Kur’an okumakla mevlid okumayı birbiriyle mukayese etmek veya birini diğerine alternatif göstermek yerine ikisini ayrı ayrı ve her birini kendi yeri ve amacı doğrultusunda değerlendirmek ve yaşatmak daha doğru olur.

Burada hatırlanması ve hatırlatılması gereken önemli bir husus vardır; o da, mevlid gibi dinî eğitim ve coşkuyu içeren sosyal ve geleneksel törelerin aslî ibadetlerin yerine geçmediği, bu tür sosyal ödevlerin kişileri üzerlerine bizzat gerekli olan namaz, oruç, Kuran okuma, infak ve yardım gibi dinî yükümlülüklerden muaf tutmadığı hususudur. Ancak günümüzde, özellikle de toplumumuzun dinî konularda sağlıklı ve doğru şekilde bilgilendirilmemiş kesimlerinde mevlid, türbe ziyareti, Kuran okutma, mübarek gün ve gecelerde dinî törenlere katılma gibi daha çok şekille ilgili dindarlığın hayli rağbet gördüğü ve bunun giderek dinî vecîbelerin yerini aldığı da üzülerek müşahede edilen bir gerçektir. Halbuki bütün bunlar, özde yakalanan ve yaşatılan dindarlığı ve gerçek dinî vecîbeleri güzelleştiren ve kolaylaştıran tâli ve şeklî katkılar olarak tanınmalı ve bilinmelidir.

MEVLİD KANDİLİ NEDİR?

Mevlid nedir? Mevlid Kandili nedir? Mevlid Kandili ne anlama geliyor? Mevlid Kandili ne zaman ortaya çıktı? Mevlid Kandili ne zaman ve nasıl kutlanır? İşte Peygamber Efendimiz’in kutlu doğumu,“Mevlid-i Nebi…”

Peygamberimiz Hz. Muhammed‘in (s.a.v.) doğum günü (Mevlid Kandili) bu yıl 8 Kasım 2019 Cuma günü idrak edilecek. Mevlid, Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümünde yapılan törenlere verilen isim; bu törenlerde okunmak üzere yazılmış eserlerin adıdır.

MEVLİD KANDİLİ NEDİR?

Mevlid, sözlükte “doğum yeri ve zamanı” anlamına gelir. Mevsim kelimesi de Arap ülkelerinde hem mevlidi hem diğer bayram kutlamalarını ifade eden geniş bir mâna taşır. Mevlit Kandili, iki cihan güneşi alemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) dünyaya gelişinin yıl dönümüdür.

PEYGAMBERİMİZ NE ZAMAN DOĞMUŞTUR?

Resûl-i Ekrem, Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe’nin Kâbe’yi yıkmak üzere Mekke’ye saldırdığı ve Fil Vakası denilen olayın meydana geldiği yıl doğmuştur. Araplar’da “nesî” geleneğini göz önüne alanlara göre bu tarih milâdî 569, diğerlerine göre ise 570 veya 571’dir. Yine genellikle kabul edildiğine göre Rebîülevvel ayının 12’sinde ve gündüz dünyaya gelmiştir. O yıl ilkbahar mevsimine rastlayan bu ayın iki, sekiz, on veya on yedinci gününde doğduğuna dair rivayetlerle sabaha karşı dünyaya geldiğine dair rivayetler de vardır. Doğumun pazartesi günü olduğu ise daha sahih rivayetlere dayanmaktadır. Ayrıca doğum gününün milâdî takvime göre 20 Nisan’a denk geldiği söylendiği gibi bunun doğru olmadığını ileri sürenler de bulunmaktadır.

MEVLİD KANDİLİ NE ZAMAN, NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?

Hz. Peygamber’in sağlığında onun doğum yıl dönümü kutlanmadığı gibi Hulefâ-yi Râşidîn dönemiyle Emevî ve Abbâsî devirlerinde de mevlid ile ilgili bir uygulamaya rastlanmamaktadır. Esasen ilk iki halife zamanında fetih hareketleriyle uğraşılması, son iki halife döneminde iç karışıklıkların hüküm sürmesi ve Emevî ile Abbâsî yönetimlerinde de Resûlullah soyuna destek anlamına gelecek olması sebebiyle böyle bir kutlamaya şartlar uygun değildi. Mısır’da Şiî Fâtımî Devleti kurulunca, soyundan geldiklerini söyledikleri Hz. Peygamber’in doğum yıl dönümü Muiz-Lidînillâh döneminden (972-975) itibaren resmen kutlanmaya başlanmıştır. Bunun yanında Hz. Ali, Fâtıma, Hasan, Hüseyin ve o günkü halifenin mevlidleriyle (mevâlid-i sitte) receb, şâban ve ramazan aylarındaki kandiller, Ramazan ve Kurban bayramlarıyla diğer bazı kutlamalar bu dönemde zengin bir şölen geleneği oluşturmuştur.

MEVLİD KANDİLİ NASIL KUTLANIRDI?

Fâtımîler zamanındaki törenlerde önceden gerekli hazırlıklar yapılır, rebîülevvel ayının 12. gününde sabahtan başlamak üzere öğleye kadar 300 tepsi helva kādılkudât ve dâidduât başta olmak üzere kurrâ, hatipler ve diğer görevlilere dağıtılırdı. Halifenin öğle namazını kılmasının ardından kādılkudât ve diğer görevliler topluca Ezher Camii’ne gider, burada hatim okunduktan sonra “manzara” adı verilen tören yerine geçerlerdi. Kahire valisi düzeni sağlamak üzere önceden yerini alırdı. Halife de maiyetiyle birlikte gelir, önce kādılkudâtı, ardından sâhibülbâbı ve daha sonra diğerlerini selâmlardı. Tören Kur’an tilâvetiyle başlardı; ardından sırasıyla Enver (Hâkim), Ezher ve Akmer camileri hatipleri birer hutbe okuyup halife için dua ederlerdi. Bu sırada kurrâ tilâvetini sürdürürdü. Hutbelerden sonra halife törendekileri tekrar selâmlayınca resmî kutlama tamamlanmış olurdu. Diğer beş mevlid de bu şekilde kutlanırdı. Özellikle Sünnî çoğunluğun kutlamalara iştirak etmediği bilinmektedir. Fâtımîler zamanında Hz. Peygamber’in ve Ehl-i beyt’in doğum yıl dönümlerinin kutlanması dinî hassasiyet yanında siyasî meşruiyet açısından da önem taşıyordu.

EYYUBİLER DÖNEMİNDE MEVLİD KUTLAMALARI

Eyyûbîler zamanında birçok bayram ve tören kaldırıldığından mevlide de özen gösterilmediği ve halkın bunu evlerinde kutladığı anlaşılmaktadır. Ancak Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin kayınbiraderi Erbil Atabegi Begteginli Muzafferüddin Kökböri (1190-1233) mevlidi büyük törenlerle yeniden kutlamaya başlamıştır. Sıbt İbnü’l-Cevzî’nin bir kutlama sırasında 5 bin koyun, 10 bin tavuk, 100 at kesilmiş, 100 bin tabak yemek ve 30 bin tepsi helva dağıtıldığını kaydetmesi törene katılanların sayısı hakkında bir fikir vermektedir. Ulemâ ve tasavvuf ehlinin ileri gelenleri bu törenlerde hazır bulunur, Kökböri kendilerine hil‘atler giydirir ve hediyeler verirdi. Sûfîler de öğle vaktinden fecre kadar zikir ve semâ meclisleri düzenlerdi. Hankahta 800-1000 kadar sûfî toplanır, Kökböri de aralarında yer alırdı.

Her yıl mevlid törenleri için harcanan paranın 300 bin dinarı bulduğu kaydedilmektedir. İbn Hallikân muharremden başlamak üzere rebîülevvel ayına kadar Bağdat, Musul, Cezîre, Sincar, Nusaybin gibi şehirlerle Acem memleketlerinden Erbil’e birçok fakih, sûfî, vâiz, kurrâ ve şairin akın ettiğini belirtir. Törenlerin yapılacağı yerde sultan, ümerâ ve devletin diğer ileri gelenleri için her biri dört veya beş bölümden meydana gelen yirmi kadar ahşap barınak (kubbe) yapılarak safer ayı başlarında süslenir, hepsine ayrı ayrı çalgıcı ve şarkıcılarla gölge oyunu oynatan gruplar yerleştirilirdi. Kökböri her gün ikindi namazından sonra barınakları dolaşıp halkın da katıldığı eğlenceleri seyrederdi. Hz. Peygamber’in doğum günüyle ilgili farklı görüşler sebebiyle bir yıl rebîülevvelin sekizinde, bir yıl da on ikisinde kutlanan mevlidden iki gün önce çok sayıda kurbanlık hayvan meydana getirilerek kesilir ve kazanlar kaynatılırdı.

Mevlid gecesi Erbil Kalesi’nde akşam namazının ardından zikir ve semâ meclisi düzenlenir, sultan da mum alayı ile hankaha gelirdi. Hil‘atler mevlid sabahı sûfîlerin elleri üzerinde kaleden hankaha getirilir, âyan ve halkın hazır bulunduğu geniş bir meydanda ordu geçit resmi yapar, vaaz verilir, bu sırada hil‘atler dağıtılır, yemekler yenirdi. Akşam yine hankahta zikir ve semâ meclisi düzenlenirdi. Sona eren kutlamaların ardından misafirler memleketlerine dönmeye başlardı. Kökböri zamanındaki kutlamaların Fâtımîler’den farklı olarak hazırlıklarıyla birlikte uzun bir zaman dilimine yayıldığı, bir şenlik havası içinde halkın geniş katılımıyla gerçekleştiği ve merasimlerde özellikle tarikat mensuplarının rolü dikkat çekmektedir.

MEMLÜKLER DÖNEMİNDE MEVLİD KUTLAMALARI

Memlükler döneminde Mısır’da mevlid kutlamaları bütün ihtişamıyla devam etmiştir. Rebîülevvel ayının girişinden itibaren başlatılan kutlamalar sırasında donanma mensupları tarafından Kahire Kalesi’nde kurulan tören çadırı en güzel kumaşlardan yapılır, içine değerli yaygılar serilir, koltuklar konurdu.

Mevlid günü ikindi namazından sonra Mısır Abbâsî halifesi, dört mezhebin başkadıları, ilim ve tasavvuf ehli, emîrler ve kumandanlar, devlet adamları, halkın ileri gelenleri, komşu ülkelerden gelen temsilciler kaleye gelerek tören çadırındaki yerlerini alırlardı. Önce Kur’an tilâvet edilir, ardından vaazlar verilir, tarikat mensupları tarafından zikir ve evrâdlar okunur, daha sonra yemek yenirdi. Bu sırada sultana tebrikler sunulur, o da devlet ricâline, ulemâ ve tasavvuf ehline hil‘at ve hediyeler verir, muhtaçlara da sadaka dağıtılırdı. Bu dönemde en muhteşem törenlerin el-Melikü’l-Eşref Kayıtbay zamanında (1468-1496) yapıldığı kaydedilmektedir.

KUZEY AFRİKA’DA MEVLİD KUTLAMA ADETİ

Kuzey Afrika’da (Mağrib) önceleri mevlid kutlama âdeti yokken bunlar ilk defa kadı ve muhaddis Ebü’l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Hüseyin es-Sebtî el-Azefî (ö. 633/1236) tarafından halkın Hıristiyan bayramlarını kutlamasını önlemek amacıyla icra edilmeye başlanmıştır. Bu devirde özel bir ilgi gösterilen uygulama zamanla Kuzey Afrika ve Endülüs’te yaygınlık kazanmış, hükümdarlar ve yöneticiler mevlid kutlamalarına büyük önem vermiştir.

OSMANLI’DA MEVLİD KANDİLİ KUTLAMALARI

Osmanlı hükümdarı III. Murat, 996 (1588) yılında merasimle mevlid kutlamalarını başlatmakla birlikte resmî olmasa da Osmanlı Devleti’nde kutlamaların bundan önceki dönemlerde de yapıldığı, bilinmektedir. Sultan Ahmed Camii’ndeki kutlamalarda padişah, sadrazam, şeyhülislâm, vezirler, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, diğer mülkî ve askerî erkânla ulemâ resmî kıyafetleriyle hazır bulunurdu.

Balkanlar’ın fethiyle birlikte bu coğrafyada da mevlid törenleri yapılmaya başlanmış olmalıdır. Zira Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Camii’nin 938 (1531) tarihli vakfiyesinde mevlid için yılda 300 dirhem tahsisat ayrıldığı görülmekte, bölgedeki diğer camilere ait vakfiyelerde veya şahsî vasiyetnâmelerde de benzeri kayıtlara rastlanmaktadır.

MEDİNE’DE MEVLİD KANDİLİ

Eyüp Sabri Paşa’nın kaydettiğine göre Rebîülevvelin 12’si Medine’de resmî tatil olup kaleden toplar atılır ve o gün dükkânlar açılmazdı. İnsanlar güzel elbiseler giyerek dolaşır ve birbirini tebrik eder, bu gece Mescid-i Nebevî’de ihya edilirdi.

Sabaha karşı Bâb-ı Nisâ önünde toplanılır, burada kurulan kürsü üzerinde güneşin doğmasıyla birlikte beş hatipten ilki bir hadis okuyup padişah için dua eder, diğerleri sırasıyla mevlidin vilâdet, radâ ve hicret bahirlerini okurlar, sonuncusu dua ederdi. Daha sonra halk ikram edilen şerbeti içip dağılırdı. Mevlid kutlaması 1910 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nde resmî bayramlara dahil edildiyse de Cumhuriyet’in ilânından sonra kaldırılmıştır.

Osmanlılar’dan günümüze uzanan mevlid geleneğinde törenler büyük bir ciddiyetle yerine getirilirken Mısır ve Kuzey Afrika gibi bölgelerde görülen ve dinî ölçüleri zedeleyen uygulamalardan titizlikle kaçınılmıştır.

MEVLİD KANDİLİ HANGİ ÜLKELERDE KUTLANIYOR?

Günümüzde mevlid, Suudi Arabistan hariç Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya kadar İslâm ülkelerinde -bazılarında resmî, bazılarında gayri resmî olarak- yaygın biçimde kutlanmaktadır.

Türkiye’de yalnız Ramazan ve Kurban bayramları resmî bayram kabul edilmekte, gerek mevlid gerek diğer mübarek gün ve geceler münasebetiyle camilerde, evlerde ibadet âdâbı içinde Kur’ân-ı Kerîm, Süleyman Çelebi’nin mevlidi, kaside ve ilâhiler okunmaktadır.

Son yıllarda Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı’nın ortaklaşa düzenlemesiyle Hz. Peygamber’in mevlidi “Mevlid-i Nebî Haftası” adıyla Türkiye’de, Türk dünyasında ve Balkanlarda çok yönlü etkinliklerle kutlanmaktadır.

Author: Raşit Tunca