Fuad Nedir ? Önden Giden Nedir?(Kar©glanin 6 Şubat 2016 Vaazi)

Fuad Nedir ? Önden Giden Nedir?

(Kar©glanin 6 Şubat 2016 Vaazi)


أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم

وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً



مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَى

تَفَقَّدَ الطَّيْرَ فَقَالَ مَا لِيَ لَا أَرَى الْهُدْهُدَ أَمْ كَانَ مِنَ الْغَائِبِينَ

Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 36. ayet ile Necm Suresi 11. ayet ve NEML Suresi 20. ayet

Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim

Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilmun, innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ

Mâ kezebel fuâdu mâ rae

Meali :

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve Fuad, bunların hepsi ondan sorumludur.

Gözünün gördüğünü Fuad yalanlamadı.

Süleyman, kuşlara göz atıp yokladı ve şöyle dedi: “Hüdhüd’ü niçin göremiyorum? Yoksa kayıplara mı karıştı?”

Sadakallahul Aziym İSRA Suresi 36. ayet ile Necm Suresi 11. ayet ve NEML Suresi 20. ayet

—oOo—

Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular

“Zenginliği dilediğime; ilmi ise çalışana/dileyene veririm”

( Hadis-i Şerif )

“Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd”
“Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd”


Yolculugumuza başliyoruz :

gecen haftalarda nefsin rütbelerinden en son “nefsi kamile” ve sonrada “Mürşidi Kamilden” bahsettik ve ondan sonraki makaminda “safiye makami” oldugunuda söyledik ve ondanda ötede “ihsan Makami” vardir.
CİBRİL HADÎSİ diye bilinen bir hadisde ihsan makami hakkinda peygamberden bize varid olan:

Cebrail aleyhisselâm, Hz. Peygamber’in de aralarında bulunduğu bir sahabe topluluğuna insan suretinde gelmiş, iman, İslâm, ihsan ve kıyamet alâmetleri gibi bazı soruları Allah Rasûlüne sorarak cevaplarını almıştır. İşte Cebrail (a.s.)’in bizzat soru sorarak ve cevaplarını tasdik ederek telkin ettiği bu hadise “Cibril hadîsi” adı verilmiştir.

Abdullah b. Ömer’in, babası Hz. Ömer’den naklettiği bu hadis şöyledir:

“Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)’in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu. Doğru peygamber (s.a.s.)’in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı. Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve:

“Ya Muhammed! Bana İslâm’ın ne olduğunu söyle” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): “İslâm; Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed’in de Allah’ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt’i hac etmendir” buyurdu. O zat: “Doğru söyledin” dedi. Babam dedi ki: “Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu.”

“Bana imandan haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.): Âllah a, Allah’ın meleklerine kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına şerrine inanmandır” buyurdu. O zât yine:

“Doğru söyledin” dedi. Bu sefer:

“Bana ihsandan haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.):

” Allah’a O’nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür” buyurdu. O zat:

“Bana kıyametten haber ver” dedi. Rasûlullah (s.a.s.) “Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir” buyurdular.

“O halde bana alâmetlerinden haber ver” dedi. Peygamber (s.a.s.):

“Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir” buyurdu. Babam dedi ki:

Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: “Ya Ömer! O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?”dedi. “Allah ve Rasûlü bilir” dedim.

“O Cibrîl’di. Size dininizi öğretmeye gelmişti” buyurdular.

(Buhârî, İman 1; Müslim, İman 1)

ihsan makami alaca düşmüş üzüm gibi, kendi eripte ona bakanlarida erdiren bir makam. ona bakmak ermek icin yeterli olan makam, yani
“ayinesi iştir kişinin , lafina bakilmaz” denilen makam. yani işde peygamberi ömründe bir defa gören ashab olur, onlarin makamina bin evliya cikamaz dedikleri makam. yani bir ilmi aynel yakin ögrenenler demekdir, yani peygamber şunu söylerken oradaydim, ve gördüm duydum, veya şöyle yaparken onu gördüm diyenlerrin bizatihi müşahede makami. ve Allahi görmeye kim gitti, muhammed Mustafa (S.A.V) ve miracda gördü geldi. ve o makamin o zamandaki tek sahibi muhammed mustafa, onu görüp bilen bir o var, yani tek ihsan makami sahibi kimse, Allahi gören daha iyi bilir degilmi, yine ruhullah onunla ruhen görüşen, yine Hz. Musa kelimullah, oun ile kelam eden yani konuşan, yine Hz. ibrahim halil makami, onunla dostluk eden yarenlik arkadaşlik eden,…. ve işde ihsan makami bir bakişda erdiren makam “üzüm üzüme, baka baka erer” demiş atalar. yine
“Oğul babadan görür; at oynatmayı Kız anadan görür; sofra donatmayı.”
(Türk Atasözü)
Görerek erme ve bunun bizdeki ilk hali, her ne kadar biz Allahi görmesekde, Allah bizi görüyor diye iman edip öyle amel işlemek. ve Kudsi hadisdeki “şayet onlar beni görselerdi….” hadisi ile Allahi görüyor gibi ibadet etme makami. Bu makamda durdukca, artik Allahin tecelliyatlari, sana veya ona buna, gün gün aşikare olmaya başlar, ve bugün şu, yarin bu, derken Allah in ilim deryasina dalan bir kuş gibi olunur, ve fakat nefes almak icin arada bir artik cikmak gereksede, ordan cikmak istenmeyecek kadar tatli bir makam.

—oOo—

nerdeyse peygamerimizi kürt ilan etcekler, neymiş selahaddin kürtmüş, neymiş bilmem taa peygamberimizden öncesine gidiyorlar, onlardan kürt varmiş hikayesi okuyorlar.
lan dangil şimdiye kadar türk denen bir IRK var ve onlar bir degil onlarca türk devleti kurmuşlar, yine germiyanlar yani almanlar türklerden ayrilan bir başka IRK germiyanogullari onlarda alman devleti kurmuşlar, paris veya “p harfi p harfinin vatani ve paris parisiler veya farisiler yani fransa yine farisilerden oraya gidenler fransayi kurmuşlar halbuku onlarinda özü yine türk cünkü farisiler ateşperestler yani şaman türkleri yani mecusiler , hani yanlişmi bu, hani gecen haftalarda hindularin nasil bir yanilgiya düşdüklerini bahsettik ayni durum, yani Allah ateşde de tecelli edince, onlarin angutlari, Allah ateş sananlar, daha akillar olgunlaşmamiş gördügünde takilip kaliyor. hani bir şarki duyarsin, o gün ve birkac gün artik onun nakaratlari akilda döner dururya, işde mecusilerde yani ateşperestlerde, allahin ateşe tecelli edip, konuşdugunu görünce duyunca, sandilarki Allah Ateş dir. ve ona tapmaya başladilar. yanlişmi hayir bütüne bakabiliyorsan hayir yanliş degil, cünkü “la mevcude illa hu” deyince ondan gayri bir varlik olmayinca, ateşdede Allah var, öyle olunca, ateşe tapanda, Allaha tapmiş oluyor, amma nüans farki ile sapkinliga düşüyor yani.

فَلَمَّا قَضَى مُوسَىالْأَجَلَ وَسَارَ بِأَهْلِهِ آنَسَ مِن جَانِبِ الطُّورِ نَارًا قَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِخَبَرٍ أَوْ جَذْوَةٍ مِنَ النَّارِ لَعَلَّكُمْ تَصْطَلُونَ
فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي مِن شَاطِئِ الْوَادِي الْأَيْمَنِ فِي الْبُقْعَةِ الْمُبَارَكَةِ مِنَ الشَّجَرَةِ أَن يَا مُوسَى إِنِّي أَنَا اللَّهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ

Fe lemmâ kadâ mûsâl ecele ve sâra bi ehlihî ânese min cânibit tûri nârâ(nâren), kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi haberin ev cezvetin minen nâri leallekum testalûn. Fe lemmâ etâhâ nûdiye min şâtııl vâdil eymeni fîl buk’atil mubâraketi mineş şecerati en yâ mûsâ innî enallâhu rabbul âlemîn.

KASAS Suresi 29 ve 30. ayet

Meali :

Mûsâ, süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm” dedi. Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım.”
KASAS Suresi 29 ve 30. ayet

Bu ayet gösteriyorki o kutsal Ateşde, alemlerin Rabbi olan Allahmiş, ve Allah o ateşde tecelli etmiş, ve oranin halki işde, o yüzden mecusi olmuşlar. Ateşe Allah diye tapmişlar yani. yanlişmi? hayir bütüne bakinca, hayir yanliş degil amma, detayda kalinca, bütünü göremeyince yanliş oluyor.

Mutasavvuf Ahmed Hulusi bir makalede diyorki :

Bize göre, yani beş duyulu birimlere göre, içinde yaşadığımız bir evren; ve gene bize göre makro-mikro sayısız âlemler mevcuttur… Ancak dikkat edelim, bütün bunlar, hep, gözle algıladığımız verilere göre, böyledir!

Oysa…

Şu içinde bulunduğunuz mekânı alsalar, tavanını açarak, altmış milyar defa büyütme kapasitesi olan elektron mikroskobunun lâmına oturtsalar…

Ve sonra da siz geçip o mikroskobun üzerinden, az önce içinde bulunduğunuz mekâna baksanız…

Acaba ne görüyor olacaksınız?..

Bir milyar defa büyütme ile biz bir cismi değil, o cismin atom bileşenlerini görürüz!.. Hele, bu sayı 60 milyara ulaştığında… Gözümüzde bütün insanlar, eşyalar, koltuklar, yazıhaneler veya odadaki diğer cisimler tamamıyla kaybolacak; beynimizin vereceği hüküm tümüyle değişecektir!.. Ve…

Gayrı ihtiyarî ağzımızdan şu sözler dökülecektir; “Aaa, burada hiçbir şey yokmuş!.. Şuraya bak, sadece atomlar­dan, onların çevresinde dönen elektronlardan başka bir şey göremiyoruz!.. Peki nereye gitti bunca insan ve eşya!??”

Bu konuşmayı yapan beyin, az önce, mikroskoba bakmadan evvel, burada insanlar ve eşyalar var diyen beynin ta kendisidir! Beyin aynı beyindir de, değişen sadece algılama boyutu ve algılama aracına getirilen ek kapasitedir!

Demek ki beyin önce, mevcut algılama aracına göre çeşitli şekillerde ve insanların varlığına dair hükümler verirken; algılama aracının kapasitesi genişletildiği anda, bu hükmünü değiştirerek, burada atomlardan, çekirdek etrafında dönen sayısız elektronlardan başka birşey yok şeklinde yargıya var­maktadır!..

Acaba, biz, bu güçlendirilmiş mercekler dizini ile yani elek­tron mikroskobu ile yaşamak, böyle doğup böyle ölmek zorunda olsaydık… Şimdi hâlâ, bugün varlığını iddia ettiğimiz şeylerin mevcudiyetini iddia edebilecek miydik?.. Yoksa, üzerinde yaşadığımız Dünya’nın, uzayın ve algıladığımız her şeyin, atomların bileşmesinden meydana gelmiş tek bir yapı olduğunu mu savunacaktık?..

Şayet beynimiz; altmış milyar büyütme kapasitesine sahip bir elektron mikroskobu yerine, on trilyon defa büyütme kapasitesine sahip bir elektron mikroskobu ile evrene bakmak duru­munda olsaydı; biz, gene ayrı ayrı cisimlerin, insanların varlığından söz edebilecek miydik?..

Yoksa, algılayacağımız, mevcut, bölünmez, parçalanmaz, süregiden sonsuz, sınırsız TEK mi olacaktı?..

Şayet anlatmak istediğim bu hususu size ulaştırabildimse…

Geldiğimiz bu noktada size izaha çalışacağım şey şudur:

GERÇEKTE, mevcut olan tek, bölünmez, parçalanmaz, sınırsız-sonsuz olan TEK’tir!.. AHAD’dır!.. Eşi, misli, benzeri, mikro ya da makro planda kendisinin dışında hiçbir şey olmayan “ALLÂH AHAD”dır!

Ancak biz, mevcut algılama araçlarımıza bağımlı olarak, o TEK yapıyı, çok parçalardan oluşmuş bir bütün gibi değerlendirme yanılgısı içindeyiz… Çünkü, beynimiz kesitsel algılama araçlarına göre hüküm vermekte!..

Oysa beyin, kesitsel algılama araçlarının yani beş duyusu­nun son derece sınırlı değerlendirme kapasitesiyle kayıtlı kalmasa… Bu sınırlar içinde algıladığı verileri, yalnızca, evren­deki sayısız varlıklardan birer kesit veya birer örnek kabul etse…

Sonra derin bir tefekkür ile, algılayabildiği örneklerden, daha nelerin mevcut olabileceğini tespit edebilse… Ve sonra, onların yapısal derinliklerine doğru, boyutsal bir seyahat yaparak, evrensel öz ile karşılaşsa… Ve nihayet kendi “ben”liğinin dahi o evrensel “öz” içinde “yok” oluşunu fark edebilse…

İşte bu işin çok önemli birinci yanı!

Konunun ikinci önemli yanı da şurası…

Hz. MUHAMMED’in açıkladığı “ALLÂH”, “AHAD” yani sınırsız-sonsuz, zerrelere ayrılmaz olduğuna ve bu durum her yöne ve her BOYUTA şâmil bulunduğuna göre; bu takdirde, O’nun varlığı yanı sıra var olabilecek ikinci bir varlık, nerede, hangi BOYUTTA veya hangi başlangıç noktasında O’nun varlığına bir sınır çizerek, kendine yer açabilecektir?!!

“AHAD ALLÂH” dışında var kabul edilecek ikinci bir varlığın, TANRI’nın yeri neresidir?..

“ALLÂH”ın içinde mi, yoksa dışında mı?!!

Makale sonu

—oOo—
—O—
önce başladigimiz konuyu tamamliyalim, ve bunlar gösteriyorki her irk Türkden amma, kürtten degil, cünkü, türkün gavurun bir memleketi ve vatani, vataninin milletinin ismi varda, sizin niye yok, siz bir vatan kurcak kadar akillimi degildiniz şimdiye kadar, yada bütünün icindeki sadece bir parcamisiniz. şimdi mi akliniza geldi bir vatan kurmak, akliniz nerdeydi şimdiye kadar, madem o kadar köklü bir mlletseniz. ve hani Hz ibrahimin soyu niye urfadan yayilmadida, niye o gitdi mekkeye birakdi hacerle ismaili, yine ishak soyu nerde, hani urfadanmi ilerlemiş ishak soyu, yakup soyu. yakup yusuf ise misirda, hani nerde kürt soyu, nerde bana bir söyleyin, urfadan devam edenler, nemrut soyu ve kertenkele soyu degilde ne, zaten ibrahim ateşe atilinca o gezegen birakildi, nemrut ve soyu orda kaldi, ve onlardan bir muster alinip yeni göge gecildi dedik gecen hafta. öyle olunca yani aynen firavunun emmaresi olan, civa alinip öbür göge marsa gecilmesi gibi, ibrahim ümmetinin gezegeni merkürdende de demir alindi diger yüksek göge gecildi, yakuba varildi, odan sonra kürtlere, degil dangil pkk köpekleri, bunlarida millet kabul eden avrupa ve amerikan pislikleri anladinizmi, Allah kertenkele soyunu kaldirmiş yeryüzünden, neymiş onlar, dinazor soyu, vahşi yani dangillar dangil hayvan soyu, Allah onlari tükemtişmi, soyunu kurutmuşmu? kurutmuş ve kala kala bir timsah bir kertenkele bukallemun yilan ve benzeri bir kac muster birakmiş, onunda sebebi onlarin bulundugu ibrahim gezegeni, soyu yilan ve soyu yani şeytan ve soyunun bulundugu gezegende boşlatilip gaviz yapilinca onun dönüşdügü elmentin de dünyada bulunup insanoglunun emrine verilmesi icindir, yani demirin yararli hale gelmesi icindir, ayni civanin yani firavun iman edince onun soyununda insanliga hizmet etmeye mecbur edilmesi gibi. cünkü insanoglu gerekince civayida fizikde kimyada dünyayi mamur etmekde , yani imar etmekde kullanir. cünkü civali termometreler icad oldu,ve firavunlar soyuda hizmete devam ediyor halen. oda sonunda iman etmişmi? etmiş. kabul olmuşmu onun imani? olmuş olmasa civali termomotre gibi faydali bir nesne olamazdiki, yani Peygamber buyurdu

“İnsanların en hayırlısı insanlara faydalı olandır.” (Buhârî, Mağâzî, 35.)

Kurali geregi civada, soyuda insana hizmet etmeyi kabul edip, ona musahharligi kabul edip, artik iman etmiş olan, hemde kötülügün dibine vurmuş birileri olarak .

ey kürtler sizin azicik firavun kadar akliniz varsa, amma olsaydi ibrahim soyu urfada kalirdida, yakup yusuf firavun memleketine gitmezdi, leylegin boklulari gibi siz urfada kalmişsiniz, birakin artik o öldürmeyi kaldirmayi, vatan kurmayi bütüne teslim olun yeter, biz size zaten icimizde yer vermişiz. cibilliyati timsah olan kertenkele cinsinin en iyisi hz vahşiye, yani sizin en iyinize muhammed mescdinde diregin arkasi düşdüyse ve o dediyse hamzayi öldürmek vahşiyati ve densizilignden dolayi, utancindan dolayi, doya doya muhammedin yüzüne bakamadigini söyliyen, diregin arkasindan mual mual bakan adam olan Hz Vahşi yani timsah. sizde ondan dah iyi olmaycaginiza göre, bundan daha fazlasini istemeye cüret etmeyin, ve ahmakliginda lüzümü yok, ve Hz Nuh un yilan ve kertenkle gibi vahşileri en alt kata alip onlari gemide azarladigi, yukari katllara cikipda gemidekileri korkutmayin, yukari cikmayin, siz en alt katta duracksiniz demesi gibi, ben de MHD olarak sizi azarliyon ve diyorumki:

“insanlari korkutmayi birakin, yerinizde adam gibi oturun.”

—oOo–
Ezanda iki manidar mesele vardir, sagdan hayata gelenlere, yani saidlere, dirilip dikilip dogrulmak vardir, o yüzden sagdakilere dönülür ve denilir “Hayyalesselath” haydi dikilip dogrulmaya yani topragi delip yüze cikmaya demekdir.
oysaki soldakilere yani şakiler olarak hayata gelenlere, kötüler ve karanlikdakiler icin ne denlir, sola dönülür “Hayyalelfelah” denilir. ey firavun gibi, kürtler gibi kertenkele gibi veya dünydaki kötü ve vahşi olanlar, ve civa gibi demir gibi dünyanin derininde olanlar size düşen haydi karanlikdan, yani derinden aydinliga cikmaya diye cagrilir. yani dikilip dogrulmaya degil, yani bitki olmaya degil, daha onlar maden ve maddeler olarak tekamül etmek zorundalar, cünkü bir devre alt kisimda onlar, nefislerinin rütbeleri bir alt basamakda, merdiven basamak basamak, onlar madde olarak yüze cikacaklar, sonra onlari bitkiler yiyecek, ve bitki olacaklar, onlarin önce süzülüp yukari cikmalari lazim, yani karanlikdan aydinliga cikmalari lazim Allahdan nur ve Işik aydinlik istemeleri lazim, yani gecenin dibine vurunca, karanligin sonundaki aydinlik, kar ve kar beyazi görünce iyilige dönmeleri lazim ki, oysaki bitki olup can kazanmiş olanlara drilip dikilmek emri var salat emri var. demir canli fakat demirin insana gecmesi hayat bulmasi icin icin, onun önce bitkiler tarafindan yenmesi, ve insana zarar vermiyen bir yumuşaklik ve kibarliga insana zarar vermeyen, ve faydali olan bir domatese ve bibere, yani mesala demir tekamül edince, demirin ispanak olmasi lazimki, insan yesin insana girip can bulsun, yoksa demire sen dikil diril hayyalaselat emri verirsen yani sol yana “hayyalessalat” okunsaydi, o zaman insanlar katur kutur, cam yerdi, demir yerdi, bakir yerdi, hatir huturtt diye yani, amma onlarin insana gecmesi, daha adamligi kibarligi ögrenmesi dangillerin adam veya adem olmasi, onlarin önce kibar bitkiye yem olmasi serüveni ile başlar, onlari elemntleri bitkiler yiyip biber olunca dometes olunca,insanlarin cani cekerde yeriz, ve onlar bizde can olur, yoksa demiri, demir olarak, demir tozu bile yutsan, allah muhfaza kanser olursun, şifa degil dert olur, amma bitki yiyip ve bize ispanak olarak gelirse, bize o zaman şifa olur, can kazanir, onlarda hayat bulmuş olur. o yüzden diyoruz ya yeni göge gecilirken o nemrutun vaktinin cibilliyati olan hayvanlarin da en iyisi olanlar alip gelinmişki, yeni göge gecerken, yine firavunun en iyisi civada alinip gelinmiş, yeni göge marsa gecereken, ve dünya gecerken ise hepsi alinmiş zayi edilmemeye calişilmiş, cok kötü olanlari yok edilimiş, dinolar yok, yani kötü vahşi nemrutlar, insan gibi aziz bir varligi yakmaya kalkan ateşikuslar ateşciler, ve ateşinde rabbi allah, allah ateşdede tecelli eder ey kürtler, ey mecusi zerdüşt soyu, Allah ateşde teceli etsede, allah ateşdir deyip ateşe tapana, işde biz ateşperest ve sapik firka diyoruz, yani her ne kadar, Allah o kutsal ateşinde kendisi oldugunu söylesede, biz ateşe tapmayiz, bütün ve bölünmez olan Allah a tapariz. diş bedendendir amma, diş beden olmayinca bir cöpdür, yani ey kürtler sizler bizim icimizde iyisiniz, ve bizden kopup ayrilinca cöpsünüz, bunu ikinci defa söyleyip uyariyon sizi, bütünü okuyun ve adam olun artik, tek duruuuuuuuun lan dangiller yeter artik.

oysaki olayi bilen, işin hakikatini bilen Allah, o kaderi sizlere yazanda o, hani mahkemede bir olayda, bir davali var, bir davaci, ve biri, suclu biri sucsuzdur, ve birde savci ve avukat, ve bazen hakim karar vermek icin, avukatin sözünü dinler, bazende sucluyu dinler, bazende savciyi .
ve ameliyata giden hastaya “lan gitme, bu doktor denen adam seni kesecek” deseler hasta inanirmi, inanmaz bilirki, o zaten gönüllü kesilmeye gidiyordur, cönkü doktorun kesmesi, onun iyi olmasi icindir. yani bazen kötülük sanilanda faydalidir. yani ey kürtler sizler kertenkele soyu olsanizda, bazen sizlerde fayda verirsiniz, amma saglikli insanda kesip ameliyet edilmez degilmi, herkesin zamani ve yeri var dünyada, yani yerinizi bilinde öyle hareket edin, ve sucsuzlari günahsizlari ameliyata kalkmayin, artik yeter bikdik sizin dangilliginizdan. muhammed sizin yeriniz şu diregin ardi dediyse size, yeriniz orasidir, daha fazla yer veremeyiz size, dünya halkida buna zorlamasin bizi ve yaşli dünyayi artik.

—oOo–
Adamin birisi cetvel diye birşey icad etmiş, ve onun 1cm dedigine, 1cm diye inanip kabul ediyoz, peki başka bir adam, ayni vakitlerde “inc” cetveli cikarmiş, ve 1 inc 2.54 cm uzunluğa eşittir.
peki yanlişmi bu, hayir o nuda, pek ünlü olmasada ingilizler kabul etmiş ve kullaniyor, ve ingiliz anahtari, onun ile icad olan bir diger aygit, kötü bir aygitmi, hayir vallahi su tesisatinda en cok kullanilan bir aygit, faydalimi? evet faydali, öyleyse tek bir secenek varmiş gibi davranmayi birakin artik ey insanoglu, bir siyah bir beyazdan mamul degil bu dünya, kiş bitti siyahin süresi bitti artik, bahara geliyoz, neşeli civil civil binlerce renk, binlerce başka secenek vakti bahar bahaaaaar.

hani bir cetvelde, benmi cikarsam diye aklimdan gecmiyor degil, hani tanitabilirmiyiz ünlü olurmu, orasi muamma, amma adamin biri dedi: “muhammed gezen yürüyen kurandi” ve bizlerde baliklama daldik kabul ettik, ardinda tingildiyoz. peki bu cetvel dogrumu?

Muhammed gezen yürüyen kuranmi?

ve kainatin hareket ettigi, bütün yildizlarin hareket ettigi biliniyor ve her insanda bir prototip kainat var dedik, ve hal böyle olunca, muhammedde de var ondan bir tane, ve hal böyle olunca : kareli deftere, karelerden oluşdugu icin kareli defter deriz, ve o karelerin 10 taneye, 10 tanesini ele alip, büyük bir kare cizsek, o büyük karedeki özelikler, yine o en kücük karede de var, ancak sadece boyut farki var, degilmi, ve halbuki o defter kareli defter ismini üstündeki kareli cizgilerden almiş dir, yoksa defterin parcalari karelerden oluşmuyor, defter selülozdan degilmi, öyle olunca, Allah kendi suretinde binlerce insan yaratmiş, ve her insanda kainain bir misli, prototipi var amma, kainatin sureti, ayni insan sureti ise,insan ise allahin kendi suretindeyse, hal böyle olunca parcalar, her ne kadar bütünü göstersede, parca parcadir. ve oysa o parcalar Allah degil, yani temsili misalimiz ile kareler defterin sadece sifati, deferin karelisi cizgilisi ve cizgizisizi de var degilmi, öyleyse, insan, Allahin isimlerini, yani bir nevi sifatlarini teceli ettirdigi bir makam, amma Allah degil, amma Allahdan bir parca, oysaki misalde defterin kareli defter olmasi sadece sifati dedik oysaki o selülozdan, ondan ayri bir şeyden öyle olunca, Allah da ne kainat gibi, nede insan gibi, bilakis o onlarida kuşatmiş olan yüce zaat demekdir. ve yine eski ilk televizyonlar icad oldu, onlar zamaninin en iyi buluşu, en gözde icadlardandi, insanlik onunla mutlu oluyordu o zamanlar. ve en pahali olan o zamanlar oydu, sonra gelişdi gelişdi, bugün LCD TV lerde onlari neshetti ve bugün LCD ler bile o kadar reyting sahibi degil, artik binlerce başka buluş biliş var, ne güzel bir cag, şükredebilenler icin. Allah ilimini calişana vercegini söylüyor.


BORCLULARA BORCUNU KOLAYCA EDA EDEBiLMEK iCiN DUA

Kudsî bir hadiste Yüce Allah, “Zenginliği dilediğime; ilmi ise çalışana/dileyene veririm” buyuruyor. yine ayetlede sabittir.

لِ اللَّهُمَّ مَالِكَ الْمُلْكِ تُؤْتِي الْمُلْكَ مَن تَشَاء وَتَنزِعُ الْمُلْكَ مِمَّن تَشَاء وَتُعِزُّ مَن تَشَاء وَتُذِلُّ مَن تَشَاء بِيَدِكَ الْخَيْرُ إِنَّكَ عَلَىَ كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

Kulillâhumme mâlikel mulki tû’til mulke men teşâu ve tenziul mulke mimmen teşâ’(teşâu), ve tuizzu men teşâu ve tuzillu men teşâ’(teşâu, bi yedikel hayr(hayru), inneke alâ kulli şey’in kadîr.

ALİ İMRAN Suresi 26. ayet

Meali:

De ki: “Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”
ALİ İMRAN Suresi 26. ayet

Ey dünyada borclu olan mehdi askerleri, bu duayi ve devamini veya ayeti okumaya devam etmeniz halinde, Allah size, borcunuzdan, ödeyip kurtulma imkanlari ihsan edecekdir inşallah.

ve yine konuya dönersek, yani o günkü eski televizyonlari, bugünkü LCD ler neshediyorsa, o zaman, kuranda da nesh vardir, amma neshedenin maksadi, neshedilenin yani onun hükmünü kaldirmak degildir bu, o yasa hala gecerli amma, aynen üst basamaga cikinca alt basamagin altta kalmasi gibi, cikdik amma inerken yine o basamaga muhtaciz degilmi, eger biz yukari cikdikca alt basamagi kirarsak, o zaman nasil incez, inerken degilmi? yani nesh onun hükmünü sakit etmez, sadece bir üst rütbede, o a artik eskidir,kendi manasi ile yani nesh olmuştur işde, geride kalmişdir yani.

—oOo—

FUAD meselesine gelince

Fuad önden giden demekdir. ve bizde bu vaazimiz, fuadimiza fuad olsun, önden giden olsun diye, sadece test atişi yapip sadece birazcik deyincegiz bu konuya, ilerki vaazlarda daha derine dalariz inşallah :
insanin en önden gideni, önünden gideni bir burun birde, erkeklerde zeker, kadinlar hamileyse göbek ve cocuk, yine önünde gögüsleri, ve rahmi ve burnu, yüzü, yani vücudunun ön kismi amma, kadinda sadece en önde burun var, ancak hamileyse, cocuk burnunda önüne gecer, ve o varmadan, onun vardigi yere, cocuk varmiş olur yani.
işde bu yüzden
يَا أَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُواْ رَبَّكُمُ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثِيرًا وَنِسَاء وَاتَّقُواْ اللّهَ الَّذِي تَسَاءلُونَ بِهِ وَالأَرْحَامَ إِنَّ اللّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا

Yâ eyyuhân nâsuttekû rabbekumullezî halakakum min nefsin vâhidetin ve halaka minhâ zevcehâ ve besse minhumâ ricâlen kesîran ve nisââ(nisâen), vettekûllâhellezî tesâelûne bihî vel erhâm(erhâme). İnnallâhe kâne aleykum rakîbâ

NİSA Suresi 1. ayet

ve yine
وَ الَّذِي خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَاحِدَةٍ وَجَعَلَ مِنْهَا زَوْجَهَا…

Huvellezî halakakum min nefsin vâhıdetin ve ceale minhâ zevcehâ

A’RAF Suresi 189. ayet

ve birinci ayetin nisa suresinde gecmesi, kadinlarin yani, rahimlerin tek bir rahimden cogaldigini, yine araf suresinde geceninde erkekler icin, cünkü ondan sonra size ondan birde zevc verdikki yani ondan böldük yani kadinin ademin kaburga kemiginden olmasini bu ayet ispat edip durur, yok öyle diyen ahmaklar iyi baksin “minhu” diyor, ondan bir parcayida erkeklere zevc verdik diyor,nefsiniz sükünet bulsun rahatlasin diye diyor, yani erkeklerinde yani zekerlerinde tek bir zekerden cogaldigini bildiriyor rabbimiz, yani zeker nefis uzvudur, yani nefsdir öyle olunca

Ya Rahman, veya Ya Rab, ve YARAH demek, ulu Zekerin sahibi, Yani Ulu Yarah demekdir. veyahutta babaniz adem diye gecen, adem ve onunda yaratani Rahman, ulu Rahman, ulu baba, yani erkeklerin ulu erkekekden (Rahmandan)(ulu babadan) kadinlarinda kadindan (rahimden) (ulu rahimden) veya (Ulu anneden) üredigi cogaldigi demek olur bu. fakat yine kadinda “minhu” ayeti ile ademin bir parcasindan halkedilince. ALLAH bütün olan, Rahman ve Rahim iki parcasi, yani hepsi birlikte “Bismillahirrahmenirrahim” tamami demek olur. böyle olunca bizler ulu yarahi, yani rahmani önde taşiriz, biz varmadan varcagimiz yere önce o varmiş olur. öyle olunca zeker işde Auf Deutsch “variable” dir yani uzar kisalir. ve insan birine selam verince,manevi rahman veya önündeki zeker veya rahman ve yarah ona gecebilir. ve yine o da selami alinca, tekrar geri verir, yani o besmelenin rahman ve rahim (zeker ve rahimin) her işin başina gelmesi de o yüzdendir. Bismillahirahmenirrahimdeki en önde Allah : yani dünyadaki gölgesi veya halifesi adem ve adem oglu, onun önünde rahman(zeker) gider, sonra kadinin önündede rahim, taplami ile besmele olur. ve böyle olunca, işde en önde yarah gider, ve bu da önden giden ister bir laf söz kelam selam olsun, ister bir iş olsun, istersede bir bakiş bir tefekkür olsun. en önde rahman (zeker) gider onu düşürmemek lazimdir, o yüzden işde, bazen selam almamak ve vermemek gerekebilir yani, yani sen falanci Ahmetteki Rahmani veya zekeri yani yarahi rahmani taşiyorsan, ve onu filanca mehmete götürceksen, yolda fatma fadime yada osman cikinca, ona selam verir alirsan, o taşidigin rahman veya yarah ona gecer ve bölünür, ve yerine vasil olmamiş olur, ve bu hususda incilden delilimiz ve kurandan ispatimiz icin

Bazen ne selam vermek, nede selam almak gerekebilir.

“Hemen kemerini kuşan, değneğimi al, koş” dedi isa, “Biriyle karşılaşırsan selam verme, biri seni selamlarsa karşılık verme. Git, değneğimi çocuğun yüzüne tut.” (incil 2Krallar 4/29)

وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilmun, innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ.

Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve Fuad, bunların hepsi ondan sorumludur.
(İSRÂ Suresi 36. ayet)
burda Hz isa nin gönderdigi kimse isa nin önündeki Fuadini taşiyor, onunla oraya varinca o körün gözü acilcak amma, o yolda birinden selam alip veririse ve düşer kaybolursa, vardigi yerde görevini yapamaz, ve varmadan düşmüş bölünmüş olur velhasil kelam.

ve hüd hüde gelince hüd hüd sülümanin önden giden fuadiydi yani öncü kuşlarindan sadece birisiydi.

yine bu bir paradoksdurki, Allah “el evvelü Allah” “el Ahiru Allah”, Allah hem önde, hem sonda imiş, öyle olunca, yine Allah sadece Rahmandir (yarahdir, zekerdir) veyada Rahimdir de olmaz, Allah 99 esmasi ve sifatlari ile bilenendir. ve yine burda tefrite kacanlar, Sex furyasi başlattilar, hemen bu işin cilkini cikardilar, daha iki üc saat icinde sapittilar. neden cünkü gazi goz anliyan dangillar yani, dün ile bu günün farki, bunu bugün bu bilgiyi sadece bildiniz, fark nerde, hamen öyle işi sapkinlik derecesinde sexe bagladiniz ahmaklar. eger böyle tefrite ifrata kadar cikarirsaniz bunu
…..
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu :

“Allah onlara bir yağmur gönderecek ve kıldan yapılmış kerpiçten yapılmış tüm evler bu yağmurdan zarar görecektir. Bu yağmurla yeryüzünü leşlerin kokusundan ve her şeyden temizlenmiş olarak tertemiz çıkacaktır. Sonra yeryüzüne meyvelerini ve bereketini çıkar denilecek ve her taraf bereketlerle ve meyvelerle dolarak o derece ki bir nar bir topluluk tarafından ancak yenebilecek ve nar kabuklarıyla insanlar şemsiye gibi gölgeleneceklerdir. Süt bereketlenecek kalabalık guruplar yeni doğmuş bir deve yavrusunun etiyle yetineceklerdir. Bir kabile yeni doğmuş bir sığırla yetinecektir. Bir oymak ta yeni doğmuş bir davarla geçinebilecektir.
Onlar bu durumda yaşayıp giderken Allah bir rüzgar gönderecek bu rüzgar tüm müminlerin ruhunu alıp götürecektir. Geri kalan insanlar eşeklerin çiftleşmesi gibi ulu orta her yerde çiftleşecekler ve kıyamette onların üzerine kopacaktır.”
(Tirmizi, Fitneler, bab, 59, Hadis no : 2240; İbn Mâce, Fiten 33; Muslim, Fiten: 20)

HAKKINDA BiLGiN OLMAYAN ŞEYiN PEŞiNE DÜŞME EY INSANOĞLU !!!!!!!


–oOo—

وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

Ve âhıru da’vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.

Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.

–OoO–


Kar©glan

Başağaçlı Raşit Tunca

Schrems, 6 Şubat Ocak 2016 Cumartesi

Original Kar © glan


Sessiz Zehirin – ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan – Radyo Karoglan

Ocak – Şubat – Mart – Nisan – Mayıs – Haziran

Temmuz – Ağustos – Eylül – Ekim – Kasım – Aralık

1 Senede/12 Ay

Pazartesi – Salı – Çarşamba – Perşembe – Cuma – Cumartesi – Pazar

1 Yılda/365 Gün

7 Günde/24 Saat

Vaaz – Dini Sohbet – Tasavvuf Sohbetleri – Radyo Karoglanda

Radyo Karoglan

Sessiz Zehirin – ve internetin Sesi ve Onun Şifası Olan – Radyo Karoglan

Author: Raşit Tunca